banner128

  Atatürk Zabit ve Kumandan ile hasbihal adlı eserinde “Ne olursaolsun askerlerimizin ruhunu kazanmak bizim için bir görevdir. İlk önce onlarda bir ruh, bir emel, bir karakter oluşturmak da Allah’tan, peygamberden sonra bize düşüyor. Şüphe yok ki bizim milletimizin karakteri de bütün karakterler gibi ilerlemeye, arzu edilen şekle değişebilme kabiliyetlidir, fakat kendi kendisi olmak şartıyla! Eğer bizim kabiliyetimize, dışarıdan başka karakterlerdeki etkileyiciler tarafından bir şekilde verilmek istenirse kalıcı ve belirgin hiçbir şekil, hiçbir sonuç elde edilemez.” “Kolordu kumandanına, 30 Haziran 1911 günü Selanik’te takdim edilen resmi rapordaki bazı noktaları ders almak, mazideki derin uykulu halimizi, mazideki derin uykulu halimizi, hem şimdi hem de gelecekte sürdürmemek için bir kez daha gözden geçirelim: 

1- Bireysel eğitime, bir verim elde edilemeden son verilmiştir.

2- …”Alay kumandanı denetleyeceği bireysel eğitim veriminin ne ve nasıl olması gerektiğinibilmemektedir.” Diyor. 

    Bireysel eğitime geçişin nasıl olduğunu ve bunun devletin güvencesi olmadan millet kavramının beynelmileliler tarafından Osmanlı devletinin ümmet anlayışının dışında gelişen bir güruha dahil olabileceğine dikkati çekmektedir. 

Bu takdirde milletin nice fedakârlıklarla kurmuş olduğu cumhuriyeti, geri kalmış toplumlarda dikkat edilmeyen bireyci eğitim hedefinden uzaklaşılarak millete yeniden ciddi ekonomik, askeri ve kültürel felaketler yaşatılacağı ve devlet anlayışı ile geri kalmış toplumlar arasında kalmaya devam edileceğine işaret edilmektedir. 

      Türkiye cumhuriyeti bireyin kültür gelişiminde, Anadolu ve Türkiye referansıyla gelişen milli kültür ve Türkçülük anlayışıyla özgün bir milliyetçilik felsefesi üzerine kurulmuştur.

  Bu anlayışın devlet literatürüne girmesi de padişahlıktan cumhuriyet rejimine geçişte, çok zorlu çalışmalar yapılmıştır.

      Bu sürecin hangi derin kültür analizleri, araştırmaları sonucu ne kadar yol alabildiği, gelişiminde hangi kusurlarla karşılaşılmış olduğunun özellikle araştırılması sosyologların günümüzdeki birinci görevidir. Çünkü bir konuda devletin kişiyi yetiştirmekteki uygar toplumların izlediği birey eğitimi konusunda daha iyi sonuçların alınabilmesi için neler yapılması gerektiği de bu görevler arasındadır.

      Geri bırakılmış toplumların geri kalmışlığının nedeni olarak değerlendirilen izlenmiş ve izlenmekteki toplumsal eğitimden nasıl sonuçlar alındığı geçen asrın rejim değişmelerinin inceleme konusuydu.  Bu nedenle bu dönem Türk harsları ve uygarlık açısından Türkiye cumhuriyetinin kurulması ile sona erdirilmiştir. Ve değişen devlette bireysel eğitimi geliştiren mantığı ile Osmanlı Prensi Sebahattin’in başlattığı bir eğitim anlayışı ana kültür referansı olarak belirlenmiştir. 

      Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyetin de yaşatılmasında olmaz ise olmaz kuralı birey eğitimidir.  Bu amaçla dünyanın her tarafından getirilen öğrenciler Türkiye’deeğitilmiştir. Bu olay Türkiye’de demokrasiye geçiş sürecinde başlayan ve yaklaşık altmış sene içinde bir durağanlık dönemi yaşamıştır. Bunun devam edebilmesi önüne koyulan en önemli engeller Türkiye cumhuriyetinin kuruluş doktrinini bir ırkçı mantıkla izah edebilmek ve onun bir insanlık görüşü bulunduğunu önce ülkede daha sonra dış dünyada inkâra giden siyasi, ekonomik ve güvenlik sorunları oluşturmaktır. 

Bu yaklaşımlarla vatandaşın oy vererek seçtikleri yine onun silahlı gücü ile devrilerek cezalandırılması, yetmiş sente muhtaç bırakan küresel ekonomik politikalara zorlanması ve vatandaşını hükümetine karşı yazar kasa fırlatmasına kadar getirdiği gibi askerini ve polisini vatandaşına kurşun sıkabilecek ruh haline sokabilmiştir. 

  Şu halde birey eğitiminin doktrin yaklaşımlı farklı sosyal organizasyonların temsilcileri arasında nasıl bir uygulama ile nasıl bir otorite oluşturulduğu ve buna nasıl bir millet yaklaşımı ile sahip çıkılarak gerek Türkiye’de gerekse dış dünyada nasıl bir küresel politika izlendiğini anlayabilmek için de geniş bir araştırma yapılması zorunluluğu vardır. Bu noktada Türkiye açısında o güç odaklarının felsefi ve doktrin yaklaşımından ayrı olarak nasıl bir güç odağı oluşumu ile geçmiş asırlarda kaybedilen otoritenin yeniden ihyasının mümkün olabileceğinin belirlenmesi gerekir. Bunda da birey olarak bütün sağduyulu ve sadece insan olmanın şerefi ile yaratılana saygı dumanın gereğinin yere getirilmesi ve bunun küreselleştirilmesinde devletin kültür politikalarının yeniden değerlendirilmesi gerekir.     

      Bu yaklaşımlarla binlerce yılın Türk devleti çeşitli alanlardaki eğitim onarımları ile yoluna devam etmektedir. Bu da Medeniyetçiliği küresel olarak algılayan ve Türk harsları ile yoğrulan Anadolu’da geçen zamana uygun olarak belirlenen eğitim formatları içerisinde bilimi de layık olduğu ölçekte değerlendiren, bireysel çalışmaları destekleyen devlet politikaları ile hedefine doğru ilerlemektir. 

      Bunun bu yurttaki ilk örneği İstanbul şehri Türkler tarafından fethi ile Fatih tarafından gerçekleştirilen bütün dünyanın en ileri bilimsel çalışmalarını yürüten bilim adamlarının İstanbul’a getirilerek koruma altında insanlığa yeni ufuklar açacak şekilde yerleştirilmesidir. Daha sonra bunun Timur tarafından Türkistan’da yapıldığına şahit olunmuştur. 

    Türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra da çok yönlü bireysel bilim çalışmalarında yüksek düzeyde başarılara imza atılmıştır.

    Bu çalışmaları yapanlar hakkında farklı mizansenler kamuoyunu yakından ilgilendirmiştir. Bu çalışmaları yapanlar ABD gibi devletlerde Türklerin tarihte gerçekleştirdiği bilim projelerindeki gibi dünyanın farklı yerlerinden burslarla getirilen bilim adamları devletin koruması altındadır. Aynı çalışmaların Türkiye’de de yapılmakta olması ile akla bu yaklaşımlı bir bilim adamı korumasının bulunup bulunmadığı gelmektedir. 

    Türkiye cumhuriyetinin bilimsel çalışmalarında bilim adamlarının bir yıldız gibi parlayıp söndürülmek istenmesi de farklı doktrin temelinde küresel güç odakları olanların stratejik hedefleri olabilir.

      İnsanı yaşatmak gibi bir doktrin yapılarının bulunmadığı yaşattıkları küresel ekonomik, kültürel, askeri afetlerle anlaşılmaktadır. 

    Şu halde bu alanda da bireysel yetişen insanın devlet korumasına alınması ve cemaat santrifüjü içerisinde eritilmesinde devlet ve millet olarak sarf edilen emeklere saygı bağlamında herkesin görevi bulunduğu bilincine sahip bireyler yetiştirilmelidir. 

    Türkiye cumhuriyeti kurulduktan sonra Atatürk tarafından da bu yaklaşımlarda dünyanın birçok yerlerinde yetişen bilim adamlarına sahip çıkılmıştır. 

      Bu bilginler yeni rejimde bilimi kısa zamanda kaybedilen irtifalara kadar çıkartmışlardır. Ancak gizli mihrakların aktif faaliyetlerinin devlet politikalarında yürürlüğe sokulması ile kısa bir zamanda bilime ana fikir oluşturan kültür ortamında da yozlaşmalar olmuştur. 

    Sonuç olarak 1960’lı yıllar artık bilimin ana konusu olan insanda bir güven sorunu ile karşılaşılmıştır. Üniversitelerde suni kutuplaştırmalar ile sadece Türkiye’de bilimin başka ideolojik unsurlara alternatif oluşturmasını engelleyecek çalışmalar ile karşılaşılmıştır. 

    Küresel güç odakları bu bağlamda bilim sosyetesini oluşturarak izole ortamlarda faaliyetler yürütürken alışılagelenin dışında bir toplum örneği ile de karşılaşılmıştır.

    Bu merkezlerde insan değerlendirmesi yapılırken sistem ön plana alınmış ve ödüllendirme sanayi yönünde trollere bırakılmıştır. Bunda insaf tanımayan anlayış çağların birikimlerini bir çığ gibi artırarak insanlığa ardı sıra dünya savaşları yaşatmıştır. Ve bu devam ederken de yeni savaşları kapısında hisseden insanlık güven sarsıntısı geçirmiştir.   

      Küresel politikalar yürütülürken sonuçları Türkiye cumhuriyetinin hars ve medenilik yaklaşımından uzak bir durumla karşılaşılması, öncelikle Türkiye’de yaşanmakta olan kültür ve güven yaklaşımlarındaki problemlerin ana sebebi olmaktadır.

        Bir millet olarak yaşamak kuşkusuz onun tarihinde oluşturduğu kültür dokusunda tahribat yapılmasının önlenmesi anlamında devlet tarafından korunan bir kültür kurumu ile mümkündür. Türk milleti Anadolu’da karşılaşmış olduğu varlık yokluk mücadelesi sadece Anadolu ile sınırlı değildir

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner130

banner1

banner127