Trabzon ve çevresinde yüzyıllardır kutlanan Kalandar Gecesi, bu anlayışın en canlı örneklerinden biridir. Miladi takvime göre 13 Ocak’ı 14 Ocak’a bağlayan gece kutlanan Kalandar, yöremizde eski takvime göre yeni yılın başlangıcı kabul edilir. Bu gece, yalnızca bir tarih değil; paylaşmanın, komşuluğun ve umudun yeniden hatırlandığı bir kültürel mirastır.
Kalandar gecesinde yakılan ateş, bu geleneğin en güçlü simgesidir. Ateşin etrafında toplanılır, eski yılın dertleri geride bırakılır, yeni yıl için dilekler tutulur. Çocuklar kapı kapı dolaşıp maniler söyler, büyükler hazırladıkları yiyecekleri paylaşır. Bu gece, kimsenin kapısının kapalı kalmadığı; herkesin birbirini hatırladığı bir gecedir. Bugün “sosyal bağ” dediğimiz kavram, Kalandar’da zaten vardır.
Peki, böylesine güçlü bir kültürel değer neden yalnızca köy aralarında, dar çevrelerde yaşatılıyor?
Nasıl ki Akdeniz’de Portakal Çiçeği Festivali, Ege’de Ot Festivalleri, Doğu’da Kış ve Kar Festivalleri düzenleniyor ve ülkenin dört bir yanından insanlar turlarla bu etkinliklere katılıyorsa; neden Trabzon’da Kalandar kutlamaları bir festival kimliği kazanmasın?
Trabzon’un kışı; sisli yaylaları, karla örtülü köyleri, ateş başında içilen çayı ve anlatılan hikâyeleriyle başlı başına bir turizm potansiyelidir. Kalandar festivali;
Yöresel yemeklerin tanıtıldığı sofralar,
Çocuk oyunları, maniler ve halk anlatıları,
Yerel üreticilerin stantları
ile kış turizmini canlandıracak güçlü bir çekim merkezine dönüşebilir.
Bu sadece turizm değil; aynı zamanda kültürel sahiplenme meselesidir. Kendi değerlerimizi yaşatmaz, görünür kılmazsak; bir süre sonra yalnızca hatıralarda kalır. Oysa Kalandar, Trabzon’un kimliğidir. Ateşiyle, manisiyle, paylaşma ruhuyla bize “birlikteyiz” demenin en sıcak yoludur.
Bugün bu çağrıyı yapmanın tam zamanıdır. Yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve halk el ele vererek Kalandar’ı Trabzon’un kış takvimine yerleştirebilir. Çünkü bu toprakların ateşi hâlâ yanıyor. Yeter ki onu büyütelim.
Funda Çuvalcı
Kadın Varsa Çözüm Var Derneği Başkanı