Trabzon Haber ve Trabzonspor Haber

SES'İMİZ 30 (36) YAŞINDA!

Gündem

SES’imiz, 70’li yıllarda sermayenin krizine çözüm olarak üretilmiş olan neoliberal politikalar sonucunda milyonlarca insanın geçim araçlarından koparılarak mülksüzleştirildiği,

kamu hizmetlerinin piyasalaştırıldığı, halkın başta sağlık olmak üzere en temel kamusal hizmetlere ulaşımının zorlaştırıldığı, iş güvencesinden yoksunluğun, esnek ve kuralsız çalışma biçiminin asıl çalışma biçimine dönüştürüldüğü dönemin içerisinde hayat buldu.
12 Eylül zifiri karanlığının içerisinde her türlü baskı ve sindirme politikalarına karşı “hak verilmez, alınır” şiarı ile kapıkulu zihniyetini mahkûm ederek 80’li yılların sonunda
örgütlenmeye başlayan sağlık ve sosyal hizmet emekçileri 1990 yılından itibaren arka arkaya • 26 Ekim 1990’da Sağlık-Sen (Sağlık Emekçileri Sendikası) 53 kurucu üyeyle, • 11 Ocak 1991’de Tüm-Sağlık- Sen (Tüm Sağlık Çalışanları Sendikası) 289 kurucu üyeyle, • 19 Şubat 1991’de Genel-Sağlık İş (Genel Sağlık İş Kolu Kamu Görevlileri
Sendikası) 49 kurucu üyeyle, • 19 Ekim 1992’de Sosyal Hizmet-Sen 1037 kurucu üyeyle kuruldu.
Süreç içinde haksızlığa karşı mücadelenin en güçlü aracının birlikte örgütlenme olmasından hareketle ve emekçilerin birleşme konusundaki ısrarlı tutumuyla adı geçen dört sendika birleşti.
1 Ağustos 1996 yılında sendikamız SES kuruldu.
Bu nedenle de 36 yıllık mücadele geçmişimizi ve birikimimizi yok saymadan SES’in 30. Kuruluş yıldönümüne hoş geldiniz diyoruz.
SES’imizi bugünlere taşıyan sendikaların kuruluşu da tıpkı KESK’e bağlı diğer sendikalar gibi sancılı oldu.
‘’Memurun sendikası mı olur?’’ diyerek bizleri kalıplara sokmaya çalışan, gözdağı, sürgün ve faili meçhullerle örgütlenmemizi engellemeye çalışan dönem iktidarlarına karşı işyerlerinden başlayıp sokağa taşan fiili ve meşru mücadele yürüttük. Bu süreçte emek demokrasi ve insan hakları mücadelesi veren arkadaşlarımız faili belli cinayetlerle birer birer hayattan koparıldı.
Onur üyelerimiz olan Necati AYDIN, Ayşenur ŞİMŞEK ve 2 Temmuz’da Madımak katliamında kaybettiğimiz Behçet AYSAN başta olmak üzere bu mücadelede yitirdiğimiz tüm mücadele arkadaşlarımızı saygıyla anıyoruz.
Maalesef faili meçhul diye anılan ama bizce faali sistem olan katliamlarda canları ile bedel ödeyerek sendikalarımızı kuran 19 arkadaşımıza, 2015 yılında abluka altında olan Şırnak’ta halka sağlık hizmeti vermeye, yaralı yurttaşların hayatlarını kurtarmaya çalışırken hedef gözetilerek vurulan ve yaşamlarını yitirenlere, Aziz Yural, Şehmus
Dursun ve Eyüp Ergen arkadaşlarımız eklendi. Ve onlar bizim barış şehitlerimiz.

Bir kez daha saygıyla anıyoruz.
Haksız hukuksuz şekilde ihraç zulmüne kalbi dayanamayarak yaşamını yitiren Bülent Uçar arkadaşımızı, sendikamızın kuruluşundan itibaren mücadelenin içinde olan ve
genel başkanlığımız ile çeşitli dönemlerde MYK üyeliğimizi yapmış olan Dr. Köksal Aydın’ı anmadan geçemeyiz.
Bu mücadele içinde örgütümüzde üyelik, aktivisttik çeşitli kademelerde yöneticilik yapmış ve aramızda olmayan tüm arkadaşlarımızı, pandemide, depremde ve şiddet
sonucu yitirdiğimiz mesai arkadaşlarımızı saygı ve özlemle anıyoruz.
Yitirdiğimiz tüm arkadaşlarımız halen mücadelemize ışık tutuyor. Sendikamız başta olmak üzere; emek ve demokrasi güçleri bu yitirilen canlara çok şey borçludur. 12 Eylül
karanlığı ile yaratılan korku imparatorluğuna bu yoldaşlarımız canları ile ışık oldular.
Bu ışık; Türkiye emek ve demokrasi mücadelesinin yolunu aydınlattı. Her birini ayrı ayrı saygıyla anıyor, mücadelelerinin bize rehberlik edeceğini bir kez daha tekrar etmek
istiyoruz.
Barış şehitlerimizi ve mücadelede yaşamını yitiren yoldaşlarımızı anarken; Kürt sorununun barışçıl ve demokratik yollarla çözülmemesinden kaynaklı Cumhuriyet kurulduğundan beri çeşitli isyanlar ve çatışmaların nedeni olan ve son 50 yıldır da kesintisiz bir çatışma ortamında devam eden sorunun demokratik yollar ile çözümüne
dair görüşme ve tartışmaların yürütüldüğü bir dönemdeyiz ve bunu önemli buluyoruz.
Çünkü bu çatışmalı dönemin sonucu olarak onur kurulu üyelerimiz ve barış şehitlerimiz ile birlikte 22 arkadaşımız katledildi. Arkadaşlarımız barış istediği için KHK’ler ile ihraç
edildi.

Temel şiarımız halkların eşitliğine ve özgürlüğüne dayalı demokrasi ile bezenmiş, yasalarla garanti altına alınmış gerçek anlamda bir barıştır. Dünden bugüne savunduğumuz gibi barışın talep edeni ve inşacısı olmaya devam edeceğiz.
Geçen 30 (36) yıllık süreç içinde kamu emekçileri hareketine ve SES’e baskılar devam etti, ediyor.

Son yıllarda da gerek KESK, KESK’e bağlı sendikalar ve sendikamıza yönelik baskı, gözaltı ve tutuklamalar devam ediyor. Önceki dönemlerde MYK üyeliğimizi yapmış olan yoldaşımız Aslıhan Han Özden ve çeşitli şubelerimizden yönetici ve aktivistlerimiz halen tutuklu.
Sendikamızın sağlık ve sosyal hizmetlerin piyasalaşmasına, sağlık ve sosyal hizmet emekçilerinin yok sayılmasına yönelik yürüttüğü mücadele, siyasal iktidarların istedikleri hızda ve istedikleri biçimde hareket etmelerini yavaşlattı.

Bu yüzden sendikamız her dönem hedeflerinde oldu.
SES dün olduğu gibi bugün de sağlık ve sosyal hizmet politikalarının yanlışlığına sınıf ve kitle sendikasının ilkelerine uygun şekilde sesini yükseltmekte ve mücadeleye
devam etmektedir.
Emeğimizin değersizleştirildiği, parçalı güvencesiz istihdamlarla yoksulluk sınırı altında yaşayamaya mecbur bırakıldığımız bu dönemde mücadeleyi diri tutmak yükseltmek
hem emekçilere hem de halka karşı sorumluluğumuzdur.
Her dönemin türlü ekonomik, sosyal ve politik baskıları olmasına rağmen bugün örgütlü müdahaleye, dünden daha fazla ihtiyacımız var.
Adil paylaşım isteyen işçiler, emekçiler, kadınlar, doğasına ve deresine sahip çıkanlar, öğrenciler, aydınlar, inanç özgürlüğü, kimlik özgürlüğü isteyenler kısacası daha
yaşanılır bir ülke ve dünya isteyen tüm kesimler ve örgütleri illegal kabul edilip yürütme  ve yargı kıskacına alınıyor. Baskı, soruşturma, devlet terörü, gözaltı ve tutuklamalarla biat eden, sorgulamayan, köleleştirilmiş bir toplum yaratılmak isteniyor.
Geldiğimiz aşamada geçmiş yıllarda Kürt partilerine uygulanan baskı, tutuklama ve kayyum atamaları artık Ana muhalefet partisinin seçilmiş belediye başkanlarına kadar
uzandı. Ana muhalefet partisinin yöneticilerine yönelik yargı kıskacı mutlak butlan ataması ile başka bir evreye dönüşmüş durumda. Baskı ve zulüm kimden gelirse
geçmişte olduğu gibi karşısında ve ezilenlerin yanında durduk. Bu tutumumuzu emeğinözgürleştiği demokratik bir ülke inşa edilinceye kadar devam ettirecek ve mücadelesini yürüteceğiz.
Arkada bıraktığımız 30 (36) yıl içinde siyasal iktidarlar da dünyadaki neoliberal politikaların ülkemizdeki uygulayıcıları oldular. Bu konuda uluslararası sermayenin
direktif ve desteklerinin yanında, 12 Eylül darbesinin baskıcı yasalarından aldıkları güçte etkili oldu.

Kamu alanındaki özelleştirme, taşeronlaştırma, piyasalaştırma
politikalarını istedikleri hızda ve düzeyde olmasa da hayata geçirdiler ve halen bu
alandaki tasfiye çalışmaları devam ediyor. Bu süreçte işkolumuzdaki özelleştirmepiyasalaştırmaya karşı kitlesel mücadeleler örgütleyen sendikamız oldu. Bugüne
geldiğimizde burjuvazi ve onun siyasi iktidarları, özellikle de son 24 yıldır AKP hükümeti pervasız saldırılarına arttırarak devam etmektedir.
Saldırılar sadece hakları, özgürlükleri kısıtlama, çalışma düzenini çalışanlar için zorlaştırmaya yönelik yasal düzenlemeler olarak kalmamakta siyasi kadrolaşma olarak da sürmektedir. Kadrolaşma baskısı ise en çok sendikamızın üyelerine, aktivistlerine, yöneticilerine yönelmektedir.

Çünkü siyasi iktidarlardan bağımsız hareket etmeyi temel alan sendikal anlayışımız siyasi iktidarları rahatsız etmekte, onlar da “yandaş yapamadığını” bertaraf etmeye çalışmaktadır. Ama boşuna! Yetkilendirilmiş sendikamsı yapılar eliyle üyeliklerde örgütlenme rekorları kırılırken aynı zamanda emekçiler örgütsüz ve eylemsiz bırakılıyor.
Tarihimizin darbe geçmişlerine karşılık dönem dönem yükselen isyan dalgalarını da aklımızda tutmak zorundayız. Unutmayalım ki; her baskı süreçleri sonrasında zorbaların bile öngöremediği şekilde bu ülkenin aydınları, işçileri, emekçileri, gençleri, kadınları isyanlara öncülük etmiş ve ülkenin aydınlık geleceğine dair umudu tazelemişlerdir.
Tüm baskı ve sindirme politikalarına, grev yasaklarına, gözaltına rağmen işçiler, emekçiler insanca yaşam hakları için mücadeleye devam etmekte, her şeyin bittiği mutlak bir teslimiyetin yükseldiğinin düşünüldüğü dönemlerde ezber bozmaktadır.
Hukuksuzluğun ve adaletsizliğin ayyuka çıktığı zamanda gençleri sokaklara döken gelecek kaygısı değil midir?
Bugün dünden daha fazla birliğe ve birlikte mücadeleye ihtiyacımız var Bugün iş kolumuzda 72 sendika var. Nasıl ki ücretlerimiz ve istihdam özellikle parçalanıyor, sendikalarda parçalanarak örgütlülüğümüz dağıtılmaya, mücadele kültüründen uzaklaştırılmaya çalışılıyor. Sağlık ve sosyal hizmet emekçileri açlık ve yoksulluk sınırı arasında ücretlere mahkûm ediliyor. Ücretlerde azalma olmasın diye emekçiler en temel insani haklardan olan yıllık izinlerini dahi alamıyor. Emeklilik ise zaten hayal durumda. Şiddet almış başını gidiyor. Angarya çalışma mobbing hiç olmadığı kadar artmış durumda.
Yukarıda ifade ettiğimiz işkolumuzdaki olumsuzluklara karşı durmanın, işkolumuzdaki piyasalaştırmanın ve ticarileştirmenin son bulmasının, işyerimizdeki en küçük hakkımızdan, en büyük talebimizin gerçekleşmesine kadar tümü için örgütlü ve birleşik mücadele bir zorunluluk haline gelmiş durumdadır.
Bugün her zamankinden daha dikkatli ve mücadeleci olmalıyız. Çünkü dünyada ve ülkemizde neoliberalizm herkesi etkisi altına alıyor, bölüyor, parçalıyor ve örgütlü mücadeleyi zayıflatıyor.

Neoliberalizm; aynı işi yapanları, farklı kimlikleri, farklı inançları, farklı cinsiyetleri ve cinsel yönelim farklılıklarını, hatta farklı kentleri birbirine düşman, birbiriyle rekabet eden bir yapıya dönüştürmekte, mücadeleyi boğmaktadır.
Bu nedenle hiçbir zaman emekçiler ile emekçi ve yoksul halkı buluşturmaktan, işçilerin/emekçilerin birliğini ve halkların kardeşliğini savunmaktan vazgeçmemeliyiz.
Dün olduğu gibi bugün de tüm meslek örgütleri, odalar, sendikalar ve emek demokrasi güçleri ile mümkün olan en geniş platformlarda mücadeleyi büyütmeye devam
edeceğiz.
Her türden farklılığın düşmanlaştırıldığı, bencilliğin ve bireyselliğin kışkırtılarak temel değer yapılmaya çalışıldığı, insani duyguların ırkçı bir saldırganlığa dönüştürüldüğü,
en temel insan hakkının pazara çıkarıldığı bir zamanda, sahibinin sesi medyaların beyin yıkama çabalarına rağmen; emekçiden ve halktan yana, herkesin kendini ifade
ettiği, her düşüncenin var olma hakkının olduğu, devletten ve siyasal partilerden bağımsız, emekçilerin hak ve çıkarlarını esas alan, toplumsal yararı bireysel çıkardan
önemli sayan BİR EMEK ÖRGÜTÜYÜZ.
Şube ve temsilciliklerimizden en ücra köşedeki üyelerimize kadar büyük bir özveri ile çalışarak sendikal sorumluluklarımızı yürütüyoruz. Sendikamızda 30(36) yılda kazandığı örgütlenme, eğitim ve mücadele deneyimiyle emekten ve halktan yana kendine özgü bir kültür oluşmuştur. Bu nedenle kurucularımızdan başlayarak, gelmiş
geçmiş tüm şube ve merkez yöneticilerimiz ve üyelerimiz haklı bir onurun sahibidir.
30.(36) yılımızı kutlarken 12. Olağan genel kurulumuzun da arifesindeyiz. Bugüne kadar edindiğimiz deneyimlerin ışığında; hak ve özgürlüklerimizi geliştirmek, işkolumuzdaki tüm hizmetlerin ücretsiz, ulaşılabilir, nitelikli ve anadilinde olmasını sağlamak, güvenceli iş, güvenceli gelecek, barış içinde yaşanan eşitlikçi, özgürlükçü
bir ülke için; daha fazla birlik, daha fazla çalışma, daha fazla örgütlenme, daha çok mücadele bizi bekliyor. İşyerlerinden genel merkeze kadar genel kurullar sürecimize
de bu perspektif ile yaklaşıyoruz.
Hep birlikte başaracağız ve mutlaka kazanacağız. Bugün bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza MYK’mız adına bir kez daha teşekkür ediyoruz.
YAŞASIN SES!
YAŞASIN KESK!
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!
Metin SERDAR
SES Trabzon Şube Başkanı

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.