MAHREMİYETİN İFLASI VE TOPLUMSAL BEKAMIZIN SODOM SINIRLARI
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: (Mavs) oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin (Tamtam) da çığlıkları.
Bir kurtlu peynir gibi, ortasından kestiğim;
Buyrun ve maktaından seyredin, işte evim!
Bu ne hazin ağaçtır, bütün ufkumu tutmuş!
Kökü iffet, dalları taklit, meyvesi fuhuş...
Üstad Necip Fazıl'ın, üç çeyrek asır öncesinden yankılanan bu hazin feryadı... Bir zamanlar, mahremiyetin sarsılmaz duvarları ardına sinmiş bir toplumun, içten içe kemirilişine dairdi.
Peki, ya bugün? Manzara, bir enkazdan farksız!
Ne o ahşap ev kaldı, ne de o süt ninelerin masum yüzü... Koskoca bir cemiyet, adeta bir mezbaha manzarası! Vücudun en mahrem yerinden ne varsa, utanmazca saçılmış orta yere... Gözün kaçabileceği bir yer kaldıysa, o da sadece kabristan mahremiyeti...
Yollar, evler, vitrinler, ekranlar ve dahi her köşe; bir et teşhiri panayırı, sonu anadan üryan bir yarış! En acısı: Küstah ve nobran simaların bu çözülmeyi makul addederek yürümesi. İstikamet, herhalde cehennem kuyusu...
Kanıksanan Çıplaklığın Zehri: Toplumsal Çürüme
Değerli dostlar, bu hafta, sosyal ahlakımızın en büyük buhranını, Mahremiyet Faciasını dertleşmek istiyorum.
Evde, sokakta, hayatın her cephesinde olmazsa olmazımız olan bir İFFET YİTİĞİ derdimiz var.
Artık kanıksandı! Dar kesim, transparan mendil kadar bir kumaş parçasıyla örtülmüş çıplaklık, makul ve meşru bir hâl aldı. İşte bu, Mahremiyetin İflası!
Medeniyetimizin ve ahlakımızın temel direği olan mahremiyet bilinci, küresel tüketim kültürünün ve zehirli medyanın etkisiyle kökünden sarsılıyor. Bu, sadece bireysel bir edep yoksulluğu değil, millî bekamızı tehdit eden hayati bir yozlaşmadır.
İffet Duvarının Yıkılışı
Temel sorun, şahsiyet inşaa sürecinde ahlak, edep ve haya duygusunun gelişmemesi, mahremiyet eğitiminin zamanında verilmemesidir.
Küresel moda ve sokak kültürü, genç zihinlere tehlikeli bir mesajı zerk ediyor: Transparan, dar kesim ve çıplaklığı çağıran giyim, artık "özgürlük" adı altında normalleştirilmiş bir illettir. Bu, edepsizliği ve çıplaklığı norm hâline getirerek toplumu zehirler.
Sonuç: Kaçınılmaz Bir Sosyal Ahlak Deformasyonu.
Mahremiyet, kişinin bedenine duyduğu saygının, aynı zamanda başkasının sınırına gösterdiği ihtiramın temelidir. Bu bilinci yitiren gençlik, sağlıklı bir özgüven geliştiremez; sürekli dış onaya bağımlı, bedeni bir vitrin gibi sunulan kişilikler ortaya çıkar.
Sokaklar "Teşhir Panayırı" Oldu
Psikolojik tahlil: Tüketim kültürünün dayattığı "görünür olma" ve "beğenilme" arzusu, bireyleri bedenlerini bir pazar malı gibi sergilemeye itiyor.
Sokaklar, teşhir edilen kolların ve göbeklerin utanç verici panayırı hâline geldi.
Mahremiyetin gizlediği o edep hazinesi, kalbin vitrine asılmış teşhir bedenleri gibi sunuluyor.
Durup düşünmeliyiz: Utanmak, bir zayıflık mıdır, yoksa erdemlerin tacı mı? Haya (utanma), fıtrî bir erdem ve toplumsal ahlakın en büyük sigortasıdır. Utanmak, nefsin dizginlendiğinin ve başkasına karşı sorumluluk bilincinin en yüce işaretidir.
Ahlaki Çözülme: Beka Tehdidi
Bu kişisel çözülme, kaçınılmaz olarak bir milletin bekasını tehdit eden yangına dönüşmektedir.
Giyim-kuşam, bir milletin kültürel kimliğinin ve ahlakî değer yargılarının dışa vurumudur.
Mahremiyetin kalkmasıyla, kamusal alandaki huzur ve güven ortamı yıkılır; bireyler arası saygı ve mesafe ortadan kalkar. Bu durum, toplumsal gerilimi ve ahlaki karmaşayı tavan yaptırır.
Bu yozlaşma, ekonomik ya da siyasi krizlerden daha tehlikelidir; doğrudan millî beka sorunudur. Aileden başlayarak, eğitim kurumlarına ve medyaya kadar hep birlikte, Kur'an'ın sarsılmaz düsturlarını yeniden canlandırmalıyız. Genç zihinlere, şu iki temel İlahî emri aşılamalıyız:
* Haya Perdesi: Gözleri Haramdan Sakınma (Nur Suresi, 30. Ayet):
Mahremiyetin kapısı, kalpten önce gözden geçer. Hem erkekler hem de kadınlar için, şehveti körükleyen her türlü teşhir ve fitneden gözleri sakınma emri, toplumsal iffetin ilk ve en çetin kalesidir.
* İffetin Sancağı: Örtünme ve Ziyneti Gizleme (Nur Suresi, 31. Ayet / Ahzab Suresi, 59. Ayet): Beden, bir teşhir panayırı değil, Allah'ın emanetidir. Bu emaneti korumak; dar, şeffaf ve tahrik edici her türlü giyimden uzak durmak, ziynetleri (göz alıcı süsleri) yabancılardan gizlemek, yani iffet sancağını kamusal alanda dimdik tutmaktır.
Kur'anî edep düsturlarının dirilişi olmadan, ne ferdin ne de toplumun dirilişi mümkün değildir.
O halde,
Çocuklarımıza mahremiyeti öğretelim, gösterelim...
Yoksa!
Geçenler geçti seni, uçtu pabucun dama,
Çatla Sodom-Gomore, patla Bizans ve Roma!
Anadolu, Sodom'a parmak ısırtacak !!! (Doğan Dağ’dan alıntı)