Ayın sonunu getiremeyen milyonlar, alınamayan ilaçlar, ertelenen ameliyatlar, boş kalan tencereler; yanlışlıkların değil, ısrarla sürdürülen bir ekonomik ve sosyal anlayışın ürünüdür. Asgari ücretliyi ezdiler, memuru ezdiler; emekliyi ise ölmesi beklenen bir yük gibi görüyorlar.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı’nın “Emekliler maaş günü geldiğinde bankaya gidip parasını alıyor” sözleri, bu iktidarın emekliye bakış açısını tüm açıklığıyla ortaya koymaktadır. Emekliye maaş vermeyi bir hak teslimi olarak değil, bir lütuf gibi sunan bu zihniyet; sosyal devleti, sadaka devletine dönüştürmüştür. Üstelik bu yaklaşım “şükür” söylemiyle meşrulaştırılmaya çalışılmaktadır. Oysa şükür, adaletsizliğin üzerini örtmenin değil; adaletin tesis edilmesinin ahlaki zemini olmalıdır.
Yetmezmiş gibi, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı Raci Kaya’nın “Emekliler çok yaşadığı için maaşlar düşüktür” sözleri, meselenin ne kadar sosyal devlet dışı bir noktaya geldiğini göstermektedir. Buradan açıkça söylüyoruz:
Devlet, vatandaşının uzun yaşamasını bir maliyet kalemi olarak göremez. Devlet, vatandaşını yaşatmak için vardır. Onu korumak, kollamak ve insanca yaşamasını sağlamakla yükümlüdür. Zaten bunu yaparsa devlet olur. Ancak bugün gelinen noktada emekli, hasta sedyesinde, ilaç kuyruğunda, geçim kaygısıyla ölüme terk edilmektedir. Bu yaklaşım sosyal devlet anlayışıyla değil, vicdanla dahi bağdaşmamaktadır.
Buradan açıkça soruyoruz:
Açlık sınırının altında maaşa mahkûm edilen emekli neye şükredecektir?
İlacını alamayan, faturasını ödeyemeyen, torununa harçlık veremeyen emekli bu tabloyu hak edecek ne yapmıştır, sayın başkanın “uzun yaşıyorlar” demesi dışında?
Sevgili arkadaşlar
Bakınız, Bu ülkede yaklaşık 17 milyon emekli vardır. 17 milyon emeklinin yaşadığı bir ülkede 20 bin liralık emekli maaşı hangi vicdana, hangi akla, hangi adalet anlayışına sığmaktadır? Üstelik ilk açıklandığında 18 bin TL iken sonra gelen tepkiler ile 20 bin TL oldu. Açlık sınırı 30 bin lira, dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 98 bin lirayı aşmışken; emekliyi bu rakamların çok altında yaşamaya mahkûm etmek, açıkça vatandaş kıyımıdır. Bu mesele yalnızca birkaç kişinin, siyasi partilerin, STK’ların değil, toplumun yarısının meselesidir.
Kıymetli hemşerilerimiz:
Emekliler bu ülkenin yükü değildir. Emekliler bu ülkenin alın teridir, emeğidir, hafızasıdır. Fabrikalarda, tarlalarda, okullarda, hastanelerde bu ülkeyi ayakta tutan milyonların bugün sefaletle sınanması kabul edilemez. Bir ömrün karşılığı, yoksulluk ve çaresizlik olamaz. Bu zulümdür.
Bugün emekli, elinde kum saati tutan bir iktidar anlayışının insafına terk edilmiştir. “Ne kadar daha dayanır, kaç kişi daha eksilir” hesabı yapan bu zihniyet, sosyal devlet ilkesini çoktan rafa kaldırmıştır. Ama konu faiz lobilerine gelince, yandaşa ihale vermeye gelince, şatafatlı malikânelere gelince, uçak filolarına, araba konvoylarına gelince kaynak vardır, konu iktidar ve yandaşlarına, garantili müteahhitlere gelince bütçe sınırsızdır. Ama ne hikmetse konu emekli ve yoksullara gelince “yük” edebiyatı yapılmaktadır. Bu açıkça tarafını belli etmedir, halka sırtını dönmedir, ondan olmayanı açlığa mahkûm etmedir yani bir tercih siyasetidir ve bu tercihin adı da koca harflerle ADALETSİZLİKTİR.
Biz buradan açıkça ve net söylüyoruz:
Bu Emekli sizden şükür telkini istemiyor. Üstelik bu Emekli sizden sadaka hiç istemiyor. Bu Emekli sizden sizin gasp ettiğiniz hakkını istiyor.
Çağrımız nettir:
Emekli maaşları derhâl insan onuruna yaraşır bir seviyeye yükseltilmelidir. Sağlık, barınma ve temel yaşam giderleri emekliler için bir ayrıcalık değil, anayasal haktır. Sosyal devlet; ranttan yana değil, emekten yana olmak zorundadır.
Bu adaletsiz düzen değişmeden bu ülkede ne huzur olur ne de toplumsal barış sağlanır. Emekliyi yok sayanlar bilmelidir ki; bu millet kendisine reva görülen bu düzeni unutmayacak, günü geldiğinde sandıkta da bunun hesabını mutlaka soracaktır.
Katılımlarınız için her birinize teşekkür eder, saygılarımı sunarım.
10.01.2026
Burak TURHAN
Saadet Partisi Ortahisar İlçe Başkanı