Türkiye'nin gündeminin artık sadece ekonomik dalgalanmalarla değil, derinleşen bir "güven krizi" ile şekillendiğini belirten Muratoğlu, "Toplumsal güven yeniden inşa edilmeden ne sosyal barış ne de istikrar mümkündür" dedi. Muratoğlu, son yıllarda Türkiye’de adalet, eğitim ve medya başta olmak üzere kurumlara ve bireylerin birbirine duyduğu güvenin ciddi biçimde zayıfladığını ifade etti.
“ORTAK SORUNLARIMIZA BİRLİKTE ÇÖZÜM ÜRETEMİYORUZ”
Araştırmaların, Türkiye'de bireyler arası güven oranlarının son derece düşük seviyelere gerilediğini gösterdiğine dikkat çeken Muratoğlu, "Adalet sistemine ve temel kurumlara duyulan inancın keskin biçimde aşınması, ahlaki, toplumsal ve manevi bir çözülmeye işaret etmektedir" değerlendirmesinde bulundu.
Muratoğlu, güven kaybının toplumsal maliyetine değinerek şunları kaydetti: "Toplumsal güvenin zayıflaması; dayanışmanın gerilemesine, kamusal alanda gerilimin artmasına ve kutuplaşmanın derinleşmesine neden oluyor. En önemlisi de ortak sorunlarımıza birlikte çözüm üretme kapasitemiz düşüyor".
“YALNIZCA BUGÜNÜ DEĞİL, YARINI DA KAYBETME RİSKİYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”
Açıklamasında "Adalet yok", "hukuk işlemiyor" ve "liyakat kalmadı" söylemlerinin yaygınlaşmasının, devlet-toplum sözleşmesinin zarar gördüğünün kanıtı olduğunu belirten Muratoğlu, özellikle gençlerin durumuna vurgu yaptı.
Muratoğlu, "Genç kuşaklarda güçlenen 'Bu ülkede adaletle bir gelecek kurabilir miyim?' sorusu, yaşadığımız krizin en tehlikeli boyutudur. Çünkü bir toplum geleceğine güvenini kaybettiğinde, yalnızca bugününü değil, yarınını da kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır" ifadelerini kullandı.
"ÇÖZÜM: AHLAKİ VE MANEVİ YENİLENME"
Medya ve eğitimdeki belirsizliklerin toplumu sürekli bir şüphe atmosferine sürüklediğini belirten Ahmet Muratoğlu, çözümün sadece yasal düzenlemelerde olmadığını vurguladı.
Muratoğlu açıklamasını şu sözlerle tamamladı: "Toplumsal güvenin onarımı; yalnızca hukuki ve idari düzenlemelerle değil, adaleti esas alan, emaneti önceleyen, liyakati temel prensip kabul eden ve ahlaki-manevi zemini güçlendiren bütüncül bir toplumsal yenilenme ile mümkün olabilir".