Trabzon Haber ve Trabzonspor Haber
2026-01-28 22:10:03

Yanlış Yerde Aranan Mağduriyet

MUZAFFER TUNÇ

muzaffertunckurumsal@gmail.com 28 Ocak 2026, 22:10

Türkiye’de muhalefetin yıllardır çözemediği temel sorun basit ama yıkıcı:
Yanlış aktörlerle yan yana durup, her seçim yenilgisinden sonra hâlâ “neden olmadı?” diye şaşırmak.

Cumhurbaşkanı adayları tutuklandığında sokaklar kiminle doldu, hatırlayalım. Günlerce meydanlarda olan, risk alan, gözaltıyı, copu, baskıyı göze alan Türk milliyetçi gençlerdi. Peki DEM Parti teşkilatları neredeydi? Ortada yoktular. Çünkü o gün yaşananlar “onların meselesi” değildi. Tercihleri sokağa çıkmak değil, süreci izlemekti. Hatta iktidarla aynı fotoğraf karesinde görünmekti.

Zaman aktı, dengeler değişti. AKP–DEM hattında gerilim başlayınca bu kez CHP aynı boşluğu doldurmaya soyundu. Selahattin Demirtaş’a yapılmak istenen ziyaret bunun en net göstergesiydi. Ama cevap kısa ve öğreticiydi: “Gelme.”
Yani CHP, kendi seçmeniyle arasına mesafe koyarak ulaşmaya çalıştığı aktör tarafından dahi ciddiye alınmadı.

Normal şartlarda burada durulur ve şu soru sorulur:
“Biz nerede yanlış yapıyoruz?”

CHP bunu yapmadı.
Yanlışı tartışmak yerine eleştireni hedef aldı. Türk milliyetçilerinden gelen her itiraz otomatik olarak “faşizm”, “devletçilik”, “çağdışılık” etiketleriyle bastırıldı. Oysa bu refleks CHP’yi büyütmedi; aksine, 23 yıllık iktidarın en sağlam konfor alanına dönüştü.

CHP’nin görmek istemediği gerçek şu:
Türk milliyetçisini sürekli suçlayan, küçümseyen, dışlayan bir muhalefet iktidar olamaz. Olmuş gibi görünse bile, o iktidarı taşıyamaz.

Özgür Özel’in “CHP’li belediyelerimiz Suriye’de Kürtlerin olduğu bölgelere yardım göndermek istiyor” açıklaması bu kopuşun özetidir. Suriye’de terörle iç içe geçmiş yapılar, sınır güvenliği ve Türkiye’nin hayati riskleri ortadayken yapılan bu vurgu; kamuoyunda insani bir refleks olarak değil, tek yönlü bir siyasi tercih olarak okunuyor. Aynı hassasiyet Kerkük’te katledilen, sürgün edilen Türkmenler için gösterilmiyorsa, insanlar ister istemez soruyor:
Bu vicdan gerçekten evrensel mi, yoksa seçici mi?

Kimse Kürt vatandaşların haklarını inkâr etmiyor. Ama Kürt seçmene ulaşacağım diye terörle arasına net mesafe koyamayan yapılarla aynı dili kurmak, barış getirmez. Güven hiç getirmez. Abdullah Öcalan meselesi bu yüzden hâlâ bu kadar yakıcıdır. Bu isim, bu ülkede sıradan bir mahkûm değil; binlerce masumun ölümünden sorumlu bir terör lideridir. Bu gerçeği dolaylı cümlelerle yumuşatmaya çalışan her söylem, toplumun geniş kesiminde meşruiyet kaybı üretir.

CHP bugün ne yapıyor?
Kürt seçmeni kaybetmemek adına Türk milliyetçisini sistemli biçimde itiyor. Sonra da seçimlerin ikinci turunda sandığa gitmeyen seçmeni suçluyor. Oysa cevap çok basit: Sürekli yaftalanan, hor görülen, susturulan bir seçmen neden sandığa gitsin?

Bu çizgi yeni değil. Kılıçdaroğlu döneminde de vardı, sonuç ortada. Seçim kazandırmadı. Bundan sonra da kazandırmayacak. Çünkü siyaset; sabah başka bir kimlik, öğlen başka bir söylem, akşam bambaşka bir hassasiyetle yapılmaz.

Mahmut Tanal üzerinden yaşanan son tartışma bu savrulmanın küçük ama öğretici bir örneğidir. Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” sözünü tartışmaya açan yaklaşım, tepki gelince hızla mağduriyet üretme moduna geçti. Eleştiri “linç”e dönüştürüldü, itiraz “faşizm” ilan edildi, konu Ekrem İmamoğlu davasına bağlanarak Atatürk’ten uzaklaştırılmaya çalışıldı.

Ama bu ülkenin insanı saf değil.
Bir sözün yanlışlığı, başka bir dosyanın mağduriyetiyle örtülemez. Atatürk’ün o sözü kişisel yorum alanı değildir; Cumhuriyetin kurucu beyanıdır. “Niyetim bu değildi” demek meseleyi çözmez. Orada tartışma biter.

CHP’de uzun süredir aynı refleks hâkim: Hata yapılınca yüzleşmek yerine, mağduriyet kalkanı devreye sokuluyor. Her eleştiri baskı, her itiraz saldırı. Bu yüzden parti kendi içindeki savrulmayı konuşamaz hâle geldi. Bir yanda Atatürk’ün en net sözleri tartışmaya açılıyor, diğer yanda terör elebaşına yönelik meşrulaştırıcı dil karşısında derin bir sessizlik var. Ama iş eleştiriye gelince demokrasi nutukları havada uçuşuyor. Bu siyaset değil; kaçıştır.

Açık konuşalım: Abdullah Öcalan bir bebek katilidir. Bu bir slogan değil, bu ülkenin yaşadığı acıların özetidir. Bir siyasi partinin bu gerçeği flu hâle getirmesi, ciddi bir ilke sorunudur.

CHP’nin anlamadığı nokta şudur: Kürt seçmeni kazanacağım diye Türk seçmenini kaybediyorsunuz. Daha doğrusu, bu ülkenin ortak vicdanını kaybediyorsunuz. Milliyetçi hassasiyetleri “tehlikeli” gören bir dil, ne devleti ayakta tutar ne de iktidar alternatifi üretir.

Bu toplum artık kimlikler üzerinden üretilen yapay mağduriyetlerden yoruldu. Terörle arasına mesafe koyamayan dilden de yoruldu. Atatürk’ün sözlerini tartışmaya açıp sonra “mağduruz” demekten de yoruldu.

CHP için hâlâ bir yol olabilir. Ama o yol, hatayı başka davaların arkasına saklamak değil; hatayla yüzleşmekten geçer. Kürt halkını kazanacağım diye Cumhuriyetin omurgasını eğerek değil.

Çünkü milletin bir kısmını kazanıp, milletin tamamını kaybederek iktidar olunmaz.
Yanlış yerde aranan mağduriyet, doğru yerde kaybedilen millettir.
Atatürk’ten kaçılarak mağdur olunmaz.
Atatürk’ten kaçan, eninde sonunda tarihe yakalanır.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.