İnsanoğlu aynı kana sahip olmasına rağmen Habil kabilden beri bir cinayet sevdası ile hayata tutunmaya çalışması, bundaki esrarın ne olduğunu bir türlü bilimsel metotlar içinde aramak zahmetinde bulunamamış olması, aslında hayatın da onun eliyle yok oluşa sürüklendiğini bir başka biçimde akla getirir. Kuşkusuz bilim çevrelerinin konusu olmuş bir yaratılış, bütünlük içinde halk olmuştur. Bu varoluşu tekeller oluşturacak şekilde sınırlı bir mantıkla izah çalışmaları da insanlığın kabrine giden bir yolu felsefileştirmeye yaramıştır. Oysa yaratılmanın gerçek vaktini ve onun ne şekilde halk edildiğini bu cihana düzen veren güç belirlemiştir. Yok, oluşunu veya başka mekânlara bilinmeyen surette nasıl erişebileceğini de ancak o belirler. İşte o güç karşısında başlar yere eğilir hatta karşısında secdeye varır. İnsanı buna ulaştıran enerji ancak korunmadıkça da bilimin konusu olan ortamda bir gelişme olmaz. İşte çağlar boyunca insanoğlunun aslında yaratılıştan var olan bir dönem yaşamak ve başka bir hayata geçmek gerçeği ile birlikte hatıraların ebedileştirilmesi adına yaratılmış olan ruhların da putlaştırılması yolu açılmış olur. Çünkü savaş sırasında bulunan enerji ihtiyacı artık bu alana sirayet ettiği için bilim yapılamazdı. Bunun da meşruluk sayılması adına, şayet ülkede temelleri atılan bilim hamleleri, çağ açıp çağ kapatan bir millet adına çağımızda, bir sorunla karşılaşıyor ise buna yönelik dünyanın her neresinde geliyor olursa olsun tehditleri iyi algılamak gerekir. Ülkede başlatılan bilim çalışmalarının akamete uğratılması adına yurdun her tarafında bir anarşi ortamı oluşturuluyor ve bunda devamlılık adına kültür politikalarında sapmalar yaşanmışsa, ülkeye musallat edilen hastalıkların teşhisi ve acilen tedavisi için gereken bilimsel çalışmaların bir an önce başlatılmış olması gerekir. Şayet terör ülke gündeminden düşmüyor ve bilimsel çalışmalar yeterli hamleler yapamıyor ise bunda neden aramak için fazla zorlanmak gerekmez. Türkiye cumhuriyetinin kurucusu olan iradeye karşı tarih boyunca kimler ne haset beslemiş ise bulunması ve bilim ortamında barışı koruyan enerjinin insan iradesinden uzaklaştırılması gerçeği için küresel çalışmalar yapılması amaçlı olarak dünyada ne vardır? Dikkat çekildiği üzere üç ilahi din adıyla batıda diyaloglar aranan cumhuriyetlerden başka doğuda dinler de vardır. Onların omurgasında binlerce yıldan beri yapılanan siyasi organizasyonlar ve cumhuriyetler vardır. Bunlar içerisinde Türkiye cumhuriyetini yapılandıran iradenin damarları geçer. Bu damarları korumak adına o cumhuriyetlerle barış amaçlı kültür alış verişi gerekir. Bunu belirleyecek devlet politikaları yapılamadıysa bilimi sağlayan enerjinin ihmal edilmesi söz konusudur. Orada savaş rüzgârların esmesi an meselesidir. Ve terör bizzat devlet eliyle desteklenebilir. İşte Filistin’de, Keşmir’de, Azerbaycan’ın bir kısmında ve Uygur’da ataletin yeni yapılan Türkiye cumhuriyetinin kültür ve eğitim politikalarında devleti kuran iradenin yemeli olan Türk kültürünün diğer kültür politikaları ile nasıl bir derin siyasi kökleri bulunduğunu araştırmaktan uzak durulması ve Türkiye cumhuriyetinin yöneticilerini anarşist suçlaması ile mahkemelerde süründürülmesi sonucunu doğurmuştur. 1923 öncesi ve sonrası günümüze kadar bunda yaşananlar bir felaket derecesine varmış ve ülkeyi koruyan milli iradeyi isyan edecek noktaya getirmiştir. İşte bunun dahi küresel emperyalizm iştahlısı oluşumların kontrolünde bir 15 Temmuz 2016 kalkışması ile bilim ve askeri tarihe bir ucube olarak kaydı geçen olaylar silsilesi ile var oluş çağ açan çağ kapatan bir milli varlık için anlamsız bir suçlamadır. Ülkeyi var edecek eğitim ve kültür politikaları içte ve dışta belirlenirken onların da sosyal ve kültürel alanlarında bilgi sahibi olmak o ülkelerle kurulacak siyasi bağlarda oralarda Türk devlet iradesi içerinde tarihi bulunan topluluklar üzerinde uygulanan etnik yok ediliş senaryoları karşısında şaşkınlıktan kurtulmak gerekmektedir. Keşmir’de yaşayan otuz milyon Türk asıllılar üzerinde Hindular, Çin’de yaşayan otuz milyon Uygurlar üzerinde yaşanan etnik yok ediş karşısında sözde demokratik yapıların iradeleri korunması adına yaşanan faşist yaklaşımlar karşısında sessiz kalmak ve şaşkınlık arz etmek halini terk etmek gerekmektedir. Acillik bundadır. Artık yerlere gömülen imdat çığlıkları arasındaki “BERİGEL” anlamlı, imalar ve ifadelerin bir gün Türkiye cumhuriyetini küresel arenada bir Aborjin yerlisi kültür benzetmesiyle yalnızlaştıracağı ve İstanbul’da çağ açtıktan sonra başlatılan rasathane çalışmalarını da Hıristiyanlık ve Museviliğin birer siyasi oluşumu olarak cihana arz edilmesi yaklaşımı ile karşılaşılmakta olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner1