banner128

Semavi dinlerin sonuncusu İslam peygamberi “İlim Çin’de de olsa bulun alın.” Diyor.

Onun bir sosyal düzen kurmasının da temelinde kuşkusuz ondan öncekilerin açlığa, sefalete, kişi egemenliğini millet egemenliğinin üzerine çıkartmaya yönelik baskılara karşı verdiği mücadelesi ve bununla birlikte insanlığın kalbinde sönmeyen bir nur olması elbette bundan önce olduğu gibi zamanımızda da bir kısım trollerin başını ağrıtmaktadır.

Bu nedenle oluşturulmuş tarikat ve cemaatler vardır. Ve bunlara verilmiş olan görevler de insanlığın yüzünü asırlar boyunca ağrıtan bir yaşanmış sosyo ekonomik ve kültürel fenomenin peygamber şahsında küçültülmeye çalışılması girişimler bulunmaktadır.

Bu nedenle ona ve ashabına karşı doğrudan saldırılmakta ve hayatta olmadıkları için de onun işaret ettiği doğrulara değil de kişilerin mutlu bir sosyal hayat yaşama arzularına çağın fitnesi ekonomi ve kültür olguları kapsamlı şekillenmelere zorlamakla gem vurulmaya çalışılmaktadır.

İşte çağı fesada sürükleyen budur. Ve buna karşı maalesef yaşayan değerleri hayata geçirmekte başarılı bir yönetim olarak, en küçük birimli topluluklardan en gelişmiş devlet destekli toplumsal kuruluşlara kadar, iddialı bir varlıkla henüz karşılaşılamamıştır.

Elbette bu milli ideolojik farklılığın giderek azalan etki alanı ile kürenin felakete sürüklendiğinin işaret sayılmaktadır.

Buradan hareketle devleti oluşturan kültür dinamiklerini keşfedebilmek için sosyo kültür, tarih ve arkeolojik bilgileri araştırmanın da İslam dininde olmazsa olmazlardan olduğunu kabul etmek gerekiyor.

Bu yaklaşımlardan uzak durulduğunda nelerle karşılaşıldığının şu satırlarda anlatılmaya çalışılması vicdanen rahatsızlık verici bir durumdadır.

İnsanoğlunu dünyada varlığını sürdüren diğer canlılardan ayıran özelliği teşkilatçılığıdır. Hayatın her alanında bu yeteneğiyle istenildiğinde büyük işler başarmıştır. Tarih inkârı sevmez.

Bu sorunlar henüz belirmeden önce insanlar daha mutlu bir hayat için itaati öğrenmekte, yeryüzünde kan dökücülüğü bir dereceye kadar durdurulabilmekteydi.

Fakat çağın gelişen teknik ve iletişim imkânları nispetinde şaşkınlık ile yerkürede sadece insan değil bütün canlı dokularda hayat anlamında acı bir gerçekle karşılaşılmıştır.

Tekniğin gelişiminde de medeniyete mihenk taşı olan bir yazı vardır. Bunun özü olan alfabeyi araştırıldığında temel ekseninde Runik yazı olan bir alfabe olduğunun belirlenişi ile insanlığı ve toplumsal hayatta mutlu yaşamanın özündeki ahlaki değerlerle özdeşleşen bir uygarlık anlayışına nasıl ulaşıldığını anlamak zor olmasa gerekir.

Bu yazı ekseninde Grek, Kril ve Latin alfabelerinin Runik alfabe ile bağları halen inkâr edilemezken bunun orta Asya’da kullanılmakta olan Göktürk alfabesi olan yakınlığı hangi ulusun hangi medeni vasfa uygun yaşamak arzusu ile günümüze geldiğini anlamak mümkün olabilir.

İşte adı Türkiye olan bu ülkenin kuruluşunda hangi dinden olursa olsun hayata dair bütün doğruları bulmayı insana bağışlayan bir devlet bulunduğu ve bunun için devletin çağı daha iyi anlaşılır hale getirilmesi için laikliği benimsemiş olması da yadırganamaz.

Çünkü din adına kişiselleşmenin toplumu tarih boyunca nasıl felakete getirdiği ve kazanımlarını anlaşılmazlıklar içinde yok oluşa sürüklediği ve buna karşı Çin’de yaşanan İslam düşmanlığına karşı sözde Müslüman devlet ve toplumların duyarsızlıkları aslında bir insanlık dramı işle 21. Yüzyılda hemhal olunmasının da acı bir ifadesidir.

İnsanlığa karşı işlenen cürümlerde, farklı alfabelerle uygarlaşmaya çalışşanların Kıbrıs’ta, Kudüs’te ve Uygur özerk bölgelerinde halen devam eden insanlık dışı yaklaşımlı sosyal projelerinde nasıl içe kapalı bir toplum hayal edildiği anlaşılabilir. Ve bunun cihan barışı idealinin çağdaş anlayışının ne kadar gerisinde bulunduğunu anlamak için farklı bir bilim kalıbı içerisinde bulunmak gerektiği anlamsızlığı meydana çıkmış olur.

Şu halde cihan savaşlarının vahşetini sürdürmek isteyen farklı ideolojiler ancak bu sentez yaklaşımı ile anlaşılabilir. İnsanlık insan olarak yaşamak için geçirdiği zorlu yolların sonunda ancak bu yaklaşımlarla doğru projeleri hayal edebilecek duruma gelebilir.

Bu gerçeklerle yüzleşmek istemeyenler insanların içinde tutulduğu basit hayatından fazla bir değişiklik olmasını istemedikleri ve bunun devamı için de insanlığa; atasının emaneti olan ilimden yararlanmasın diye türlü tuzaklar hazırlanmıştır. Bunların kimliklerini tarihin derinliklerine yapılan ciddi bir yolculukla tespit etmek zor değildir.

Hemen insan yaşayan her toplumda temel ihtiyaçların girift hale getirdiği bir dünyada bu tuzaklar hemen her yerde rastlanabilmektedir. Ta ki Hazreti peygamber(S.A.S.) fethettiği Mekke şehrinde dahi günümüzde fitnenin kol gezdiği ve akla hayale gelmedik insanlık dışılığın izleri ile karşılaşılabilmektedir.

Bu gelişmelerin de tarihi bir derinliği vardır. Mücadelede bunun gelişiminin de sistematiği içerisinde müspet ilimde sağlanabilen gelişmelerin olumlu sonuçlarının alınabilmesi için belirlenmesi mecburiyeti vardır.

Öncelikle bu yolda nasıl gelişme sağlanabildiği araştırılmalı ve insanlığı bu acı sonuçları olan hazin tabloya yerleştirenlerle ideolojik bağlar tespit edilmelidir.

Bu tuzakların başında da insanlık tarihi kadar eski olan medeni gelişmesini statik hale getirdikleri sınıflı toplum kavramı içerisinde mahkûm edilmesi vardır. Ve yerkürede müspet anlamda devlet de dâhil olmak üzere ne kadar insani değerler var ise bunları şahıs tekelleri altında tutarak dünyayı belirli konsüllerin yönetimi altında insan eliyle hazırlanan bir kıyamet senaryosunun uygulaması içerisine itmişlerdir.

İşte bundan insanlığı kurtaracak olan; ilmin belirli şahısları değil yerkürede bütün canlılığı, insan iradesi ile yaşatılan müspet değerlerinin teşkilatlı güç olan devlet tarafından belirlendiği gibi gerek yurt ve gerekse dünyayı mutlu edecek bir konuma gelmektir. Bu takdirde geçmişte Hıristiyanlığı zamanımızda Müslümanlığı içinden sömüren farklı yaklaşımlı trölleşmeleri bertaraf edebilmek ancak bu tespitlerin yerinde ve zamanında yapılması ile mümkündür.

Bilinen şudur ki Türk milleti olgusu; emperyalizm ideolojisinin henüz dünyayı etkilemediği zamanlarda kuşku götürmez bir varsayımın ifadesidir. Ancak emperyalizm, etkilediği toplumlara bu olguyu çirkin göstermek yaklaşımlarıyla ciddi haksızlıklar yapılmıştır.

Bunları o zaman yapanlar zamanımızda taşıdıkları yanlış ideolojik tutumları dolayısıyla aynı toplumlarda insanlığın yüz karalıklar sergilenmiştir.

Terörün tetikleyicisi birçok örgütler peydah edilmiş ve bunu trollerin dar çemberi içerisinde maddi varlığı tekelleştirmek idealine sahip çıkılmışlardır. Haliyle peygamberlerin verdiği kutlu millet egemenliği mücadelesi nemelazımcı bir yönetici profili ile toplumları köle haline getirilmesi sürecinde İslam dininin ana bilgi kaynaklarının tartışmaya açılabileceği bir ortam oluşturulmuş ve bu alanda yetişmiş olanların da konuya hâkim olabilmeleri yaşanan sosyal hayatla zayıflatılmak istenmişti

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner130

banner131

banner134

banner1

banner133

banner199

banner136

banner137