Kuşkusuz 29 Mayıs 1453 tarihi, Anadolu ve bölgesindeki milletler için İstanbul’un alınmasıyla önemlidir. Fakat gelişmekte olan küresel olaylarla, bu önemi vurgulamak daha da fazla önem arz etmiştir.

1461 senesinin Ağustos ayında Trabzon şehri alınmıştır. Fatih altı ay kaldığı bu şehirde oğlu Beyazıt’ı bırakır. Ve annesi Şirin Hatun adına Trabzon’da ilk mabet, kale surlarının içinde yaptırılır.

Daha sonra Yavuz, 16 yıl şehzadelik dönemini geçirir. Ardından, Kanuninin doğduğu bu şehirde dört padişah yöneticilik yapar. Önceki yıllarda Haçlı seferlerinde İstanbul’dan kaçan Kommenler buradan iki yüz yıl devlet yönetiminde bulunduktan sonra Edirne’ye sürgün edilirler.

Anadolu’da Hıristiyan bir hanedanlık etkisizleştirilir. Bundan sonrası insanlık anlayışıyla farklı olduğu iddiasıyla Anadolu’ya hatta diğer üç kıtaya egemen olacak bir ideolojik yaklaşımın farklılığının test edileceği belki de asırlar sürecek bir döneme girilmekteydi. Bu dönem insanlık anlayışı ile hayatının en duyarlıklı anına kadar her şeyi ile asırlar geçmesine rağmen bilinmekte olan bir peygamberliğin sosyal yaklaşımlı bilimsel projelerde nasıl tanımlanması gerektiğinin her türlü engellere rağmen bilinmesi dönemine girilmiş olmaktaydı.

Yeni Çağ açılıyor. Uygarlık adına insanlık anlayışı her ne kadar yetersizlik taşıyor olsa da bölgedeki bilimsel çalışmalarda, sosyal bilimlerde mesafe alındığı bir dönem yaşanmış olacaktır. Ancak bunda da hataların insanlık mizansenine dönüşebileceği 21. Yüz yıla gelindiğinde halen bir umutsuzluk ikliminde yaşanıyor olması ile siyasi anlamda karşı ideolojik gelişmelerin ülkede neler başarabilmiş olduğunu anlayabilmiş olmaz zor olmasa gerekir. İşte bu nedenle İstanbul’un fethini gerçekleştiren ideolojik yaklaşımın neden asırlar geçmiş olmasına rağmen geçmişi ile etkileşim halinde bulunduğu toplumlarda hedeflenen noktaya ulaşamayışı bilimin aydınlığında şu asırda daha iyi değerlendirilmesi zorunluluğu vardır. Çünkü insan öğrendiği ile sorumludur. Ve Hak’kın rızasını gözetmelidir. Bunun da sonuçları olacaktır. Tıpkı başarılı olduğu zaman ki gelişmelerde olduğu gibi…

Artık İstanbul Fatih’in ifadesi ile ebediyen bir Müslüman toprağı haline gelmiştir. Bundan sonraki asırlarda huzursuzluk nedeni olanlar da tehcir ve mübadele ile bu toprakları terk etmişledir. Yani askeri ifade ile fetih, piyadenin başarısı ile gerçekleşmiş ve bundan sonrası inzibati tedbirlerdir. Bunda da maksat kısa sürede anlaşılmalıydı. Çağın gelişen fen bilimleri ve teknolojisi ile fethin amaçladığı insanı yaşatma kompleksinde fazla bir hasar olmamalı idi. Bunda başarısızlık insan aklına zevahiri kurtarmak işini getirmiş olabilirdi ki bunlar da İslam dini ile amaçlanan insanlığın iki dünyasını insanlık anlayışı ile aydınlatma idealinde yanlış gelişmelere neden olabilirdi.

Bu genel doğrulardan yaklaşımla, son yıllarda çeşitli kumpaslarla ülke huzuru yok edilmeye çalışılırken söz konusu tarih ve felsefi düşünceler bütün çarpıtmaları ile gündeme gelmiştir. Bunun zaptı ülkede yeni bir rejim değişikliği yapıldığı 1923 yılından sonra kolay olmamıştır. Bir şekilde yuvalara kadar giren bu filtresiz kültürler bu yuvaları ikiye hatta üçe bölmüş kardeşler arasında nifak düşünceleri yaygınlaşmıştır. Aslında bu yaklaşım insanoğlunu ilk yeryüzünde doğduğunda da kardeşler arasında vardı. Bu Habil ve Kabil hadisesi ile dört kitabın da konusudur.

Ancak aynı sosyal kaosun hanede onbin yıl sonra doğmuş olması bir fetih anlayışının insani yönüyle anlaşılamayışı teknolojinin gelişmesi de katkısı ile bunun cihan savaşlarına dönüşmüş olduğuna, ardı arkası kesilmeyen tekelci ideolojik yaklaşımlalar hayatın birilerine zindan edilmesi anlayışına devlet yaklaşımı getirilmesine şahit olunmuştur. VE bu afet 21. Yüzyılda, giderek insanlığın dağıldığı ilk merkeze, Mekke’ye, Kudüs’e karşı onlarca yıkım saldırılarla devam etmektedir.

Bunda da teşvikçi olarak, 21. Yüzyılda medyanın elektronik alandaki gelişmeleri ve bunun olumsuz olarak kullanılması dönemine girilmiştir. Ve yaklaşık elli yıldan beri de bu süreç işlemektedir. Bu da dünya devletleri ile demokratik anlamda eşdeğer bir siyasi yapı içinde bulunulması gayreti varken farklı doktrin yaklaşımlı devlet idaresi ve ekonomik yaklaşımlarda fazla mesafe alınamamış olmasının dezavantajı yaşanmıştır.

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner1

banner133