banner128
banner222


Nasıl bir milletiz, doğrusu bunu tam olarak idrak edebilmiş değilim.
Çok güzel yönlerimiz, değerli örf ve ananelerimiz olmasına rağmen birçoğu unutulmuş. Bunları bir bütün olarak ele aldığımız da; acılardan beslenen ruhumuz, acımayı lütuf zanneden bir güruh olmuşuz… Adeta acılardan beslenir olmuşuz…
Belki, Avrupa’da yaşama imkânım olmasaydı bunları kıyaslama şansım da olmayabilirdi ve bu garip davranışlar içinde ne olduğunu anlamadan yaşar giderdim. Çünkü bu durumda iki farklı toplum ve iki farklı kültürü mukayese edebilme şansını yakalayabilmiştim.
Avrupalının daha güçlü, ayakları üzerinde durabilen bir toplum yapısına sahip olmaları sanırım; bizim gibi duygusal olmayan, her bireyin kendi ayakları üzerinde durabilmesini sağlayan disiplini yani sıra, duygusallığa da yer vermeyen katı bir anlayışa sahip olmasıydı. Yani manevi algıdan çok materyalist olmasından kaynaklanıyor olsa gerek…


Bireyler, başlarını kaşıyacak tırnakları olmadığında; anne, baba, kardeş ve evlat gibi bir alternatifleri de yoksa üzülürler. Elbette onlar da üzülürler ama bizim kadar, âdeta yaşam felsefesine dönüştürmezler.
Elbette bizler de ebeveynler olarak; saygı, sevgi ve merhamet etmeliyiz, çocuklarımızı korumalıyız ama onların kendi irade ve akıllarının doğrultusunda bir yaşam sürdürebileceğini de kabul etmemeliyiz. Onların, biz değil, kendileri olmalarına müsaade etmeliyiz…! Yani onların hayatlarına fazla müdahale etmemeliyiz.
Bizlerde öyle bir düşünce var ki; sanki biz olmazsak onların hayatlarında, onların sürekli ellerini tutmazsak dibe vururlar. Oysa böyle olmadığını kendinize ait olan kısa bir hayatın sonunda anlıyoruz. Ama geç te kalıyoruz maalesef.
Birçoğumuz, ana, baba ve yakınlarımızı kaybettik. Ölüm gerçekten büyük bir acı ama bu sadece seçilmiş, beli insanların başına gelen bir olağan dışı durum değil ki, “her canlı ölümü tadacaktır” derken ayet-i kerime bize ne oluyor…?!
Sanırım bizi daha çok acıtan; yeterli ilgi-alaka, birçok şeyi yerine getirememiş olmak, ya da öyle zannetmekti. Oysa her doğum ölüme atılmış bir adım değil miydi?! O halde koca koca insanlar neden hâlâ küçük çocuklar gibi kendimizi öksüz, yetim hissediyoruz? Neden zavallı gibi boynumuzu büküyoruz?
Güçlü olmak ve bu acılara göğüs germek zorunda değil miyiz? Bizlerin, önden gidenlerden farkı neydi ki? Ya da ölenler mağlup, biz ölüme, ya da herhangi bir musibete karşı zafer mi kazanmıştık?!

Rahmetli babaannem ne zaman beni görse, kucağına alır “aahhh yetim kuzum” der, sonra da ağıtlar yakardı... “Yavrularını bırakıp nerelere gittin, boynu bükük bıraktın onları... vs…” Bu ağıt, çocukluğumun, babamdan nefret ederek geçmesine sebep olmuştu. Çünkü o ağıtlarda; vefat edene sitem, serzeniş vardı. Demek ki babam, bizi keyfi olarak terk etmişti. Demek ki, benim boynum onun yüzünden bükülmüştü…! Bu algı, babaannemin o yanlış tutumuyla benim çocuk olarak bilinçaltıma işlenmişti…
Sadece vefatlarda değil; her basit olayı büyütüyor, acılardan zevk alır hale geliyoruz... Üzülmemek, acı çekmemek mümkün değil elbette fakat hayatımızı da acılara endekslemeden yaşamayı öğrenmeliyiz. İyilikte sınırsız, acılarda makul olmak zorundayız. Yine Allah’ın bizlere emrettiği gibi “aşırıya” gitmemeliydik… Biz Oysa bir Müslüman olarak bu yaşam tarzını daha iyi başarabilmeliydik…!
Annemi kaybettikten sonra ise yıllarca kendimi toparlayamamıştım. Rüyalarımda görmek için ettiğim dualar sonuçsuz kalmıştı. Sızlanmanın faydasız olduğunu anlayınca da anneme daha çok dua etmem gerektiğine inanmıştım. Bugün ise yalnız, ayakta kalmayı başarabildiysem, zavallılığı kabul etmeyişimdendir. Mevzu ne olursa olsun, kendi ayaklarım üzerinde durmayı, hayat mücadelemi kendi başıma vermiş olmama borçluyum.
Hiçbirimiz, kraliyet ailesinden gelen majesteler değiliz. Güçlü olmak maddi imkânlara sahip olmak değil, güçlü kişiliğe sahip olmaktır işin aslı.
Bir yanımız böyle duygusalken, diğer yanımız ise sahip olduğumuz iki kuruşluk malikâneler, arabalar ve maddi imkânlar değildir.
Küçük çocuklar gibi sızlananları tasvip etmediğim gibi sonradan gördüklerini teşhir edenleri de anlamakta zorluk çekiyorum.
Sanırım bütün bunların nedeni; ya çok ezilmişlik ya da sahip olduklarını hazmedememekti. Her ne olursa olsun “iyi insan” olmak acılarımızı içimizde yaşamak, güçlü ve dik durmak zorundayız hayatta. Aksi halde boyun bukenin etrafın da cellatların çok olacağını göz ardı edemeyiz...!
Bir başka en önemli unsur ise; bizden sonrakilere; evlatlarımız ve bizi örnek alan geçlere kötü örnek olur ki bu durumda onların hayat mücadelesini de zayıflatmış oluruz… ( Gönül Aydın)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner130

banner220

banner133