Devlet Bahçeli’nin muhalif olduğu zamanlardan kalma bir huyu vardı. Ak Parti’ye kesinlikle Ak Parti demiyor AKP diyordu. Ağzı buna o kadar alışmıştı ki… Sonra aylar ayları, yıllar yılları kovaladı ve şimdi iktidar partisiyle bir ittifak içindeler. Son birkaç seçimdir kol kolalar. Bahçeli bu ya, yılların alışkanlığından bir anda nasıl vazgeçecekti. Konuşurken çok dikkatli davranıyor, AKP dememek için de Adalet ve Kalkınma Partisi diyordu.

Geçen hafta bir konuşma esnasında AKP diyecek oldu ve hemen bundan vazgeçti ve bu kez de her zaman söylediği gibi Adalet ve Kalkınma Partisi de diyemedi ve belki de ilk defa Ak Parti deyiverdi.

Neredeyse kurulduğu günden bu yana Ak Parti’ye, sadece muhalifler AKP diyor. Her ne kadar partililer arabalarına plaka alırken hala AKP harflerinden oluşan plakalar alsalar da onlar bilindiği için muhalif sayılmıyor. Bana sorarsanız, bir partiye, kuruluşa veya her ne ise, ona kendileri ne diyorsa onu demek en doğrusu… Bu yüzden Ak Parti Ak Partidir.

Bu tespitten sonra, çevremize ve dünyada dönen siyasete de biraz bakalım.

Suriye’de Rusya ile balayı sona eriyor galiba. ABD’nin son çıkışı, daha doğrusu bize uyguladığı baskılar sonuç verecek gibi ve bu da Rusya’yı çok kızdıracak. Türkiye belki de son anda S-400 füze savunma sistemlerini almaktan cayacak. Bu alışveriş, uzun zamandır ABD’yi rahatsız ediyordu, şimdi sonuca yaklaştılar. Geçmişte yine benzeri baskılar sonuç vermiş ve Çin’le olan bu tür bir alışverişi iptal etmişti Türkiye.

Yada Rusya'dan alınacak S-400'ler, satınalınacak ama kullanılmayacak. Önceki gün Fatih Altaylı böyle bir yazı kaleme aldı. "Türkiye S-400'leri alır ve bir depoya kaldırır veya bölgedeki bir Rus Üssüne kurulurlar ve oradan Akkuyu Nükleer Santralini korur. Böylece de Türkiye, önceki yıl düşürdüğü Rus uçağının diyetini ödemiş olur. ABD'ye de biz yine sizinleyiz, NATO'dayız mesajı verilir" diyor.

ABD'nin Türkiye'ye S-400 baskılarından dolayı Rusya da işi anlamış gibi. Suriye’de, Astana ve Soçi anlaşmalarını askıya alıyor ve özellikle İdlib’de rejim güçlerine destek veriyor. Peki rejim güçleri ne yapıyor? Rusya’nın da desteğiyle hem sivillere hem de Özgür Suriye Ordusuna saldırıyor. Bu durum Türkiye’yi rahatsız ediyor etmesine ama işin içinde ABD var ve baskıyı gittikçe artırıyor. Bölgede Rusya’nın desteğini kaybeden Türkiye, Suriye’den çekilmese bile, Fırat’ın doğusu ve benzeri kırmızı çizgilerinden vazgeçebilir; yaşayıp göreceğiz.

Diğer taraftan 8 yıl aradan sonra terörist başının avukatlarıyla yeniden mesaj vermeye başlaması ve gönderdiği bir mektubun gündem oluşturması, stratejik çevrelerde ve konuya duyarlı kamuoyunda, hükümetin bilgisi dışında olmadığını akla getiriyor. Yeni bir çözüm süreci mi, İstanbul seçimi için bir destek arayışı mı adına ne derseniz deyin, yeni bir dönemin başlangıcındayız diyebiliriz.

Her ne kadar APO’ya ev hapsi ve bazı senaryolar konuşulsa konuşulsun, bunun için şimdilik erkendir. İleride zaman ne gösterir bilinmez. 35 yıldır kanın durdurulamadığı bir ülkeyiz ne de olsa ve herkes bundan çok bıkmış durumda. Kalıcı bir çözüm ama özgürlükler uğruna güvenlikten vazgeçmeden kalıcı bir çözüm, herkesi çok rahatlatacaktır.

Son olarak çok eskilerden beri Ortadoğu’daki bir senaryonun son ayağı mıdır bilinmez ama şu ABD – İran ilişkilerine de bir değinip bu konuyu kapatalım.

ABD, bir ülkeyi yemeyi kafasına koydu mu mutlaka bir bahane üretir. Uzun süredir İran üzerine baskı kurmaya çalıştığı biliniyor. Şimdiki bahanesi nükleer çalışmalar. Geçen hafta Trump’ın çok sert bir açıklaması oldu. “İran istediklerimizi yapmazsa, sonuçlarına katlanır.” Bu hafta başında yeni açıklamalar yaptı Trump. Bu kez de İran’ı savaş çıkarmak istiyor diye suçluyor. Anlaşılan ABD, İran Devrim Muhafızlarının tehditlerinden çekiniyor. Bu kez, Suudi Arabistan’ı da yanına almış görünüyor. Arabistan’dan da İran’a yönelik sert açıklamalar geliyor. Ortadoğu’da sular ısınıyor galiba.

ABD’nin İran’ı uzun zamandır köşeye sıkıştırmaya çalıştığı biliniyor. En son, İran mallarına koyduğu ve neredeyse tüm ülkeleri kapsayan, bu arada Türkiye’yi de oldukça zora sokan ambargo, İran’ın elini kolunu iyice bağlamış durumda. İran’da, ekonomik kriz kapıda.

Türkiye, petrolün ve doğalgazın büyük bir kısmını İran’dan alıyor. ABD, hiç de nazik olmayan bir şekilde Türkiye’ye alma diyor. Türkiye, krizi bir süre öteledi ama süre doldu. Şimdi yeni çözüm yolları arıyor. Daha doğrusu ABD yalvarıyor. Bu da, Suriye, S-400'ler, bir türlü verilmek istenmeyen ama 5 tanesini göndermek zorunda kaldıkları F-35 savaş uçakları konularında çeşitli tavizler vermek anlamına gelecak.

Kimsenin pek aklına gelmiyorsa da İran’dan sonra sıra Türkiye’de olacaktır. Türkiye kolay yem olmaz diye kendimizi avutsak da, İran için de aynı şeyi düşünmek mümkünken ABD, bölgeye savaş gemisi göndermişti, şimdi de 120 bin asker sevk etmeyi planladığını öğreniyoruz. Yani rahat durmayacaklar. İranda rejimin değişip değişmeyeceğine kadar konuşuluyor ABD’de. İran’ın tarihten gelen gücü ve inancı, belki de ABD’yi frenleyebilecek ama yine de ne olacağı bilinmez. Eğer İran’ı yutarsa, Türkiye’yi de yutar bu yılan. Bu savaşla olmaz elbette. Ama bölmekle olur. Hem de tam ABD’nin istediği gibi olur.

Olmasın inşallah.

Muhabbetle efendim!

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner1

banner133