Milletlerin dünya atlasındaki yerleri dağılımında birbirlerine yakınlıklarını akla getirebilecek sosyal ilişkilerinden söz edilebilmesi ne derece mümkündür..?
Milletlerin dünya atlasındaki yerleri dağılımında birbirlerine yakınlıklarını akla getirebilecek sosyal ilişkilerinden söz edilebilmesi ne derece mümkündür..?
Buna doğru bir yanıt verilebilmesi o toplumların birbirilerine yakın yerleşim yerlerinde bulunmaları yanı sıra aralarında bulunan tarihteki kültür ve felsefi yakınlıklarının bilim formatları içinde değerlendirilmesi gerekmez mi?
O toplumların aralarındaki geçmişin bağlılıkları hatırlandığına daha büyük işler yapabileceklerini düşünebilmelerinin gönüllerinden geçebilecek bir mutluluk yolu bulunması kimseye zararmıdır..?
Bu anlamda dünyayı beş egemen sosyal yapı olarak belirleyen tekelci küresel sermayenin bu toplumlara mutluluğu fazla gören yaklaşımları arkasında hangi değer yargıları vardır? Bu toplulukların sonradan dahil oldukları bu küresel tekelci sermaye egemenliği altındaki hatıralar acaba gerçeğin ifadesi olan tarih birikimleri ile yer değiştirdiği düşünüldüğünde ne kadar rahatsız edici olur..?
O toplumların diğer egemenlerine duydukları iltizamına neden olan harslar basit bir üstünlük kazanımı olduğu fikri ne derece doğru olabilir?
Bütün bunları anlayabilmek için temel bilimlerin kaynağında zamanımızın bilimsel kazanımlarına neden olan dokktrin yaklaşımında karar kılmak ve onu merkez dışına taşımaya çalışanlara hadlerini bildirilmesi için sağlanan sessizlik içinde küresel kültür uzlaşı yaklaşımlarını tarih derinliklerinden bulmak için bir şeyler yapılabilirmi..?
Bunu kaba tabirle Batı’nın bilim merkezleri Endülüs’e ve İstanbul’a yapılmış olan işgal hareketinden sonra farklı siyasi gelişmeler nasıl yaşanmıştır..??
Sonuç olarak ülkenin yönetim erkinde tekelci küresel sermayenin ülke ve onun kültür bağları bulunan diğer toplumlarla arasında nasıl inorganik bir bağ oluşturulmak istenmiş olabilir?
Bu küresel kültür ve ekonomi inkişafının niteliği, bu toplumların tarih derinliklerindeki birlik yaklaşımı ile arasındaki uzaklık, yaşanılan dünya savaşları, söz konusu çevreler tarafından desteklenilen terör odakları gerektiği yeterlilikle anlaşılmış mıdır?
Artık dünyada aynı kültürle düşünen, aynı alfabe ile yazan ve istenildiğinde kolaylıkla her istenen konuda iletişim sağlanılabilen topluluklar vardır. Onların bu sorulara özgür iradeleri ile vermeleri gereken yanıtlar da söz konusudur.
Bunları tarihi belgelere bakılarak doğru bir biçimde yanıtlanmasına herhangi bir engelden sözmü edilmektedir? Şu halde bu egemen beş ülkenin hukuki varlıkları da tehlikelidir. Çünkü insanlar hür iradeleri ile yaratılır ve hür iradeleri ile yaşamak hakkına sahiptir.
Onu yaratan da ancak yarattığı kulunu sever ve hakkını ona bir hukuk dairesi içinde sunarç. Acaba bu hukuki dağılıma da engel olma bu tekelci küresel sermaye çevrelerinin sorumluluk duyguları ile nasıl ifade edilebilir?
Dinleri bu formatlara uygun hale getirmek için toplumların İslam öncesi toplumsal yapılanmasının herşeye rağmen öne çıkartılması hangi vicdani yaklaşıma sığabilir..?
Devlet olarak bu yaklaşımların desteklenmediği teoride bir tek cumhuriyet Türk varlığının eseri olan Türkiye cumhuriyeti olduğu yaşanan küresel felaketlerde vicdanlarda hak ettiği yerini almıştır.
Artık bu gönül dünyasının adı değiştirilmiş millet adlarıyla anılması bahtsızlığı bırakılmalı ve bilimde gözetilen hakkın üstünlüğü sosyal alandaki yerini geniş anlamda hak ettiği şekilde almalıdır.
Bu dünyada yet alan toplumları diğerlerini hakka davetleri de güçlü bir sesin cihanda duyulmasıyla mümkündür. BU irade de İstiklal savaşını veren millet olarak Anadolu’da açıkça arz edilmiştir.
Tarih derinliklerindeki kültürel ve siyasi bağları, tesbih tanesi örneğindeki gibi kopartılarak küresel oluşumlu derin tarih köklerinde, sadece insana baskı ve zulümden söz ettiren sosyal düzen felsefesi oluşturulmasın çalışılmıştır.
Küresel sermaye tarafından belirlenmiş hem bilimsel anlamda hem de devlet yönetimlerinin kökleri hakkında belirli bir fikir sahibi olunamayan Beş ülkenin adı sayılmaktadır.
Bu ülkelerin onayı ile sanki Tanrı adına insanların yaşamaları, hayattan kopartılmaları için kararlar alınabilmektedir.
Şu halde Amerika kıtasında bu gidişten sadecek kültürünün asaleti ve Türk kültürü ile belirlenişi dolayısıyla rahatsız olan Orta ve Güney Amerika ülkeler gibi Avrupa ülkeleri, Kafkasya, Balkanlar, Sovyetler Birliğinde yer alan ve günümüzde ayrı yapılar olarak kalan sayıları anları bulan topluluklar, devletler ve muhtarlıklar, Asya’da Çin’de ve Afganistan’da aynı benzer kaderi paylaşanlar Asyanın(Asların) tarihteki Türkçe ana diliyle konuşan ve bilim yapan uygarlık anlayışının bu beş devlet üstünlüğü fikri ile uzlaşmayan tarih birikimi ve insanlık hatıralarının vicdanları nasıl raharsız ettiğinin bilinmesi ve araştırılması bir inan gereğidir.
Hal böyle iken insan değerlerine sahip çıkan ülkelerde bu tekelci sermayelerin aldatan putlarına karşı nasıl sessiz kalınabildiğinin bilim mecrasında değerlendirilerek tarihe gereği gibi yansıtılması bilimin anafikridir.
Haritalar incelenirken, gözü rahatlatacak, o ülkelerin insanları ile mutluluk anlamında yaşanan farklılıkları anlatabilecek gerçekçi bir kültür envateri ve tarih felsefesi yaklaşımlı sosyal bilim çalışmalarının yapıldığını söylemek için uygun bir zaman içinde bulunulduğu söylenebilir mi?
İşte bu anlamda kişiler görüşlerini yansıtır ve bazı çözüm yolları bulunur.
Bu anlamda en iddialı yaklaşım bir tarihçi ve eğitimci olduğunu söyleyen, aynu zamanda İstiklal savaşını veren T.B.M.M.’nin başkanı ve Türkiye cumhuriyeti cumhur başkanı Gazi Mustafa Kemal Paşaya ATATÜRK ünvanının verilmesinde, en iddialı söylemlerini konu olan tarihi belge ve kültür yaklaşımlarına ciddi bir ilgi duyulması gereği vardır.
