KARAR: FAİLİ MEÇHUL
10 SORUDA GAZİ KATLİAMI DAVASI
Koca 25 yıl tarihin karanlık sahifelerine gömülecek ve tozlu raflardaki dosya mahzende kaybolacak. Tıpkı diğer faili meçhul olaylar gibi Gazi Katliamı davası gayrımuayyen olacak…
Geriye dönüp bu dava ile ilgili hem davanın avukatı hem Gereği Düşünüldü kitabının yazarı, hem de bütün davanın belgesel filminin yönetmeni Remzi Kazmaz’la 10 soruda Gazi Katliamı’nın tarihsel sürecini konuştuk. Biz sorduk, Av. Remzi Kazmaz cevapladı.
Gazi Katliamı davası başlangıç noktası ve nedenleri ile ilgili bilgi kirliliğini ortadan kaldırıp, olayın gerçek nedenlerini sizden dinlemek istiyoruz.
C- 12 Mart 1995 tarihinde ve ondan öncesi, Gazi Mahallesi üzerine iktidar tarafından muhalif bir mahalle-ilçe olması nedeniyle sürekli bir baskı, göz altı, yıldırma politikası izleniyordu. Nihayet, önceden tasarlanan oyun, 12 Mart 1995 saat 20:00 sularında sahneye kondu. İsmet Paşa Caddesi üzerinde yer alan Öntaş ve Doğu Kıraathanelerinin taranması ile başlayan olaylardan sonra bu işyerlerini tarayanların izine rastlanılamamış, kim, neden, nasıl sorularına bugüne kadar cevap alınamamış. Bu saldırıda öldürülen Alevi dedesi Halil Kaya’nın katilleri hakkında hiçbir dava bile açılmamıştır.
Bu olaya karşı halkın tepkisi ne olmuştur?
C- Bu kahve taranması ve Halil Kaya’nın öldürülmesine karşıhalk sokağa çıkmış, protesto yapılmış, büyük bir kitle yürüyüşe geçmiştir. Araya giren yetkililer, sanatçılar, akil adamlar bu halkın tepkisini yumuşatarak büyük olayların çıkmasını önlemiştir. Halk, maktül Halil Kaya’nın cenazesini alarak kendi inançları doğrultusunda Gazi Cemevi’ne gelerek sabahki cenaze töreni içi evlerine geri dönmüştür. Sokak sakinleşmiş, olaylar bitmiştir.
Ama Gazi Davası Olayları 5 gün sürmüş? Başka hangi gelişmeler yaşandı?
C- Aynı gece saat 04:30 sularında iki panzer Cemevinin önünde bulunan ve cenaze merasimi için hazırlık yapan gruba doğru yönelerek aynı anda panzerlerin bulunduğu yerden grubun üzerine yoğun bir şekilde otomatik silahlarla ateş etmeye başlanıyor. Mehmet Günday, açılan bu ateş sonucu ölüyor ve 10 kişi de çeşitli yerlerinden yaralanıyor. Bu olay, oynanan oyunun 2. Perdesidir. Yani, kahvelerin taranmasıyla ulaşılmak istenen amaca ulaşılamamış, bunun üzerine Cemevi önünde toplanan kalabalığa ateş açılmak suretiyle bu gerginlik tırmandırılmıştır. Bu olaylardan sonra öfkeye kapılan ve tahrik olan halk, tekrar protestoya başlamıştır. 15 bine yaklaşan kitle protestolarını sürdürürken, kitle üzerine uzun namlulu silahlarla ateş açılmış, bu açılan ateş sonucu Reis Kopal, Ali Yıldırım, Zeynep Poyraz, Mümtaz Kaya, Dilek Sevinç, Fevzi Tunç, Hasan Sel, Hasan Gürgen, Hasan Ersüzer ve Dinçer Yılmaz aldıkları kurşun yarasıyla hayatlarını kaybetmişlerdir.
Bu olaylarla ilgili konular hakkında hukuki işlemler yapıldı. Kimler hakkında dava açıldı?
C- Dava önce Eyüp Ağır Ceza Mahkemesi’nde açıldı. 20 sanık polis hakkında açılan bu dava, Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 05.07.1995 gün ve 1995/2483 Hz. 1995/87 sayılı fezlekesiyle açıldı. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Savcılığı çok acele ve deliller fazla incelenmeden, hızlıca hazırlamış olduğu soruşturmada birçok eksik hukuki değerlendirmeler ve yetersiz bir inceleme ile sağlıksız bir iddianame hazırladı.
Haliyle dava açılırken, hukuki açıdan çok yetersiz idi. Olayı hazırlayanlar ve olaya dışarıdan emir ve talimat verenlerin hiçbiri iddianamede sanık olarak gösterilmedi. Onlar hakkında takipsizlik kararı verildi.
Olaylar Gaziosmanpaşa’da oldu. Ama dava neden Trabzon’da görüldü? Bu garip değil mi?
C- Evet. Bu durum, bu karar, davanın nasıl sonuçlanacağının ikinci önemli işaretiydi.
Eyüp 2. Ağır Ceza Mahkemesi 1995/172 Esas no’lu kararında, 20 sanıklı bu davayı, güvenlik gerekçesiyle 1200 km uzaklıktaki Trabzon’a sürgün etti. Bu karar, yıllarca tartışıldı.
Devlet, sanıkların güvenliğini neden ve nasıl koruyamazdı?
C- CMUK’a göre, eğer ciddi bir tehlike durumu olsa, o zaman en yakın Ağır Ceza Mahkemesi’ne tedbir için gönderebilirdi. Ama nedense, CMUK’daki bu açık maddeye rağmen en uzak olan ile gönderildi. Buradaki maksat, müdafilerin, vekillerin takibini zorlaştırmak, davayı kamuoyundan saklamak, gizlemekti.
Dava ne kadar sürdü? Sonuç ne oldu?
C- Evet, yargılamanın seyrine baktığımız zaman, bu davanın zaman, usul ve esasa ilişkin hatalarla dolu olduğunu görebiliyoruz.
Davanın ilk duruşmasında hiç kimseye söz hakkı verilmeden “Davanın Durmasına” karar verildi.
Ardından, dünyada hiçbir yerde görülmeyen şey oldu, davanın hakimi, davadan çok ilginç bir çekilme kararı vererek davanın tekrar durmasına neden oldu. Uzun uğraşlardan sonra, Rize Ağır Ceza Mahkemesi, verdiği kararla tekrar Trabzon Ağır Ceza’da devam etti.
Adil yargılamanın en temel ilkelerinden biri olan “makul süre” tarih olmuş, dava parçalara ayrılmıştı.
Alevi Dedesi Halil Kaya’nın öldürülmesi, İstanbul DGM Savcılığı’na gönderilmiş, dönemin İstanbul Valisi Hayri Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzil hakkında şikayet nedeniyle ihmal fezlekesi düzenlenerek Adalet Bakanlığı’na gönderildi, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe tarafından haklarında Takipsizlik Kararı verildi.
Trabzon Ağır Ceza Mahkemesi tarafından, basit bir cinayet davası olarak görülen davada, zaten 20 sanıktan 18 tahliye olmuş, ardından hemen BERAAT edilmişti. Geriye sadece 2 sanık kalmıştı. Adem Albayrak, Mehmet Gündoğmuş. Yani, 5 gün süren ve toplam 23 kişinin öldüğü Gazi Katliamı davasında sadece 2 polis memuru ceza almıştı.
Siz bu davalarda, “hukuka aykırılıklar” olduğun, “makul süre”nin aşıldığını, gerçek sanıkların yargılanmadığını, dava esnasında sizlerin, maktül yakınlarının hiçbir talebinin kabul edilmediğini ısrarla söylüyorsunuz. Neden mahkeme böyle bir tavır gösterdi?
C- Zaten mahkeme başkanı Hüseyin İmamoğlu, davadan çekilirken ölenleri ve yakınlarını PKK ve TPK kolu azılı teröristler olarak gördüğünü, yakınlarının bu kişilerden zarar gördüğünü, o nedenle onlarla arasında bir HUSUMET olduğunu söyleyerek açık açık reyini belli etmişti. Yerine gelen başkan da bu konuda ön yargılı davranmaya devam ettiği için bizim hiçbir yazılı-sözlü talebimize olumlu cevap vermedi. Haliyle davada hiçbir yol alamadık. Net örnek verecek olursak;
Dava devam ederken, “Susurluk Çetesi” olarak adlandırılan olay meydana gelmiş, Başbakanlık tarafından yapılan soruşturmada Meclis Araştırma Komisyonu, ifade veren Hanefi Avcı’nın tanık olarak dinlenilmesi talebi reddedildi, Hukuk devleti açısından tarihi bir fırsat kaçırıldı. Eğer Hanefi Avcı’yı bu davada tanık olarak dinletebilseydik, Gazi Davasının karanlıkta kalan bütün yanları aydınlığa çıkabilirdi. Ama defalarca mahkemeye bu konuda birçok talebimiz oldu ancak her seferinde reddedildi.
Örneğin KEŞİF, asıl mahkeme tarafından yapılmayarak Gaziosmanpaşa Asliye Ceza Mahkemesi’ne tevdi edilen keşif bir hakimle yapılmış, 2 saatte tamamlanmıştır. Yani 5 gün süren, 23 kişinin hayatını kaybettiği, 600’den fazla kişinin yaralandığı bu katliam, 2 saatte bitirilebildi. Yani, dağ, fare doğurdu.
Örneğin, uzun namlulu silahlar kimler tarafından kullanıldı? Maktüllerin üzerinde bulunan mermi çekirdeklerinin hangi silahlardan atıldığı… Bu taleplerimiz, asla yerini bulmadı. Polis tapelerindeki telsiz konuşmaları hep silinmişti..
Sonuçta bu yaşananları, dosya ile ilgili hukuka aykırılığı anlatmak imkansız, biz bunları yaşayarak gördük. Bir büyük katliam davasının hem tanığı olduk hem de mağduru olduk. Gazi Mahallesi’nden başlayan, Trabzon yollarında devam eden ve 8 yıl süren bu dava, Karadeniz’in azgın dalgalarında kayboldu, Hukuku, Adaleti maalesef dünyayı iki kez dolaşıp elde edemedik. Haklı davamızda mağdur olduk.
Trabzon’da kaybedilen, sizin tabirinizle Karadeniz’in azgın dalgalarında kaybolan davaya daha sonra devam ettiniz mi, yoksa nasıl olsa Adalet tecelli etmeyecek diyerek bıraktınız mı?
C- Doğru söylemek gerekirse, aileler çok üzülmüş ve karamsar olmuş, hepsi umutlarını kaybetmişti. Ama biz, Gazi Hukuk Komisyonu olarak toplanarak yolumuza devam ettik. Hazırladığımız savunma dilekçelerimizle Yargıtay’ın yolunu tuttuk. Kararlıydık. Çünkü bu ülkede hukukun var olduğuna inanıyoruz, bu inancımızı da topluma taşımaya, onları Hukuk Devleti’nde HAK arama mücadelesinden asla vazgeçilmeyeceğine ikna ettik çünkü hukukta hak arama mücadelesi de bir özgürlük mücadelesidir.
Nitekim, Yargıtay’daki hukuk mücadelesi de olumlu sonuçlanmadı. Bu davada, Adem Albayrak adlı sanık, Fevzi Tunç, Reis Kopal ve Dilek Sevinç’i öldürmekten 3 yıl hapis cezası aldı. Mehmet Günday adlı sanık da, Mümtaz Kaya’yı öldürmekten1 yıl 8 Ay hapis cezası aldı. Yani 23 kişinin ölümü ve 600 kişinin yaralanması sonucu yapılan yargılamada sadece iki kişi ceza aldı ama o cezalar da, affedildi çünkü sanıklar tekrar işlerine döndüler.
Anılan davada Zeynep Poyraz ve Sezgin Engin’i öldüren sanıklar davada BERAAT etmişlerdir.
Karar, kamuoyunda o günlerde nasıl karşılandı? Ailelerin bu konudaki düşünceleri ne oldu? Siz hukukçuların karar karşısındaki hukuki değerlendirmeleri nasıldı?
C- Kamuoyu bu karardan hiç memnun olmadı. Bu karar hem kamuoyunun, hem ailelerin duygularında büyük bir yara oluşturdu. Çünkü öncelikle aileler, bu dava ile ilgili vicdanlarında kararı vermişti. Ama mahkemenin bu kararına da fazla şaşırmadılar çünkü 13 yıl içinde birçok hukuksuzluklar yaşamışlardı.
Bizler olayların farkındaydık. O dönemin mahkemeleri, polisle vatandaş arasında en basit bir olayda bile o ünlü TCK’nın 49. Ve 50. Maddelerini uygulayan polis memurlarına asla ceza vermiyorlardı, devletin gücünü kanunla sağlıyorlardı. Bu karar doğru değildi, zaten mahkemeler kendi iradeleriyle böyle bir karar veremezlerdi çünkü hukuk normlarını var olan olaya uygulasalardı, hem sanık sayısı hem de cezalandırma çok farklı olabilirdi.
Yargıtay’dan sonra bu dava kapandı mı?
C- Biz hukukçular olarak, keşke kol kırılsa da, yen içinde kalsa. Ülkemizde meydana gelen bu dava, hem soruşturma hem de kovuşturma yönünden eksik, hukuk ve adaletin tecellisi yönünden eksikti ve doyurucu değildi. Nitekim bu insanlık davası için gidilmesi gereken her yere gitmek, yapılması gereken her şeyi yapmaktı. Biz de öyle yaptık ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) gittik çünkü olaylardan sonra izlenen yargısal sürecin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğu tarafımızca görülmüştü.
AİHM, 26 Temmuz 2005 tarihli kararında, “Sorumluların, uygun ve yeterli soruşturma yapmadıkları, öldürme koşullarının uygun ve yeterli bir incelemeye alınmadığı, yargılamanın çok ağır adımlarla ilerlediği, cezaların görece hafif olduğu, dolayısı ile sözleşmenin 2. Maddesinin ihlal edildiği sonucuna varmıştır. Ayrıca, etkin soruşturma ve adli sürecin yapılmadığı, bu nedenle 13. Maddenin ihlal edildiği sonucuna da varılmıştır. Karar ile, ihlallerin yanı sıra, her ölüm olayı için 30.000 Euro paranın başvuruculara ödenmesi hükmü yer almıştır. Nitekim, bizim söylediklerimizi el oğlunun mahkemesi söyledi, keşke Türk mahkemelerinde bu kararı alabilseydik de, Hukuk Devleti hiç yara almamış olsaydı.
Son olarak Gazi Davası için ne diyorsunuz, Gazi Davası bitti mi?
C- Biz başlarken de adaletin topal olduğunu biliyorduk. Ama hedefe bir gün mutlaka gideceği umudunu da hep içimizde taşıyorduk. Ama aradan tam 25 yıl geçti. Gazi Davası için söylenmesi gereken söylendi, yapılması gereken her şey yapıldı. Hem mahkeme salonlarında, hem meydanlarda.
Çile, azap, acı ve eziyet dolu günlerde adalet peşinde koştuk, nefesimiz yetene kadar koşmaya devam edeceğiz, hem yurt içinde hem yurt dışında. Bu konuda Gereği Düşünüldü kitabını kaleme aldım. Bütün dava duruşmalarının tutanaklarını, yazışmaları, savunma dilekçelerini bir araya topladım.
Ayrıca, Gazi Katliamı Davasının bir belgesel filmini yaptım. Duruşmalara giderken, gelirken çektiğim eziyetleri görüntüledim. Bazen kameraları gizlice mahkeme salonuna sokarak davanın gidişatını kaydettik. Geçen yıl meclise birçok dilekçe gönderdik, hakikatler komisyonda araştırılsın diye. Ama dinleyen yok, ilgilenen yok, herkes kör, sağır ve dilsizleri oynuyor.
Bu davanın kara kutusu, o dönemin Emniyet Müdür Yardımcısı Hanefi Avcı’dır. Çağırın dinleyin veya Susurluk Raporu’nun 20 sahifesindeki ifadelerine bir göz atın, gerçekler orada kısmen yazılı. Neden hala dinlenmiyor Hanefi Avcı? Eğer Gazi Katliamı ile ilgili gerçekler ortaya çıkarsa, bu ülkedeki diğer faili meçhullerin de teker teker ortaya çıkmasından korkan egemen ve karanlık güçler mi bu gidişatın önünü kesiyor?
