Türkiye, bölgesel bir çatışmanın parçası hâline getirilmek istenmektedir. NATO yapılanmaları üzerinden yürütülen bu süreç hem Anayasa’ya hem de Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne aykırı girişimler barındırmaktadır.
ABD’nin kara savaşına gireceği yönündeki açıklamalar ve bu aşamada Trump’ın Erdoğan’a yönelik “güzellemeleri”, Türkiye’yi İran’a saldırının aparatı hâline getirme arzusunu açıkça göstermektedir. Donald Trump’ın Recep Tayyip Erdoğan hakkında yaptığı övgüler (!), stratejik bir hamle olarak okunmalıdır. Uluslararası siyasette sözler çoğu zaman niyet değil, hesap taşır. Türkiye, duygusal yönlendirmelerden uzak; bağımsız ve millî çıkarlarını gözeten bir yol izlemelidir.
Türkiye asla İran’a yönelik kara harekâtı tuzağına düşmemeli; ateşe odun taşıyan değil, yangını söndüren bir güç olmalıdır. Kudurgan güçlerin yanında yer almak, tabii ki Türkiye’ye yakışmaz!
“Ortadoğu Ortadoğulularındır!”
Türkiye ile İran arasında asırları aşan bir komşuluk hukuku, tarihsel denge ve kültürel bağlar bulunmaktadır. Bu iki kadim ülke, farklı saflarda yer alsalar da hiçbir zaman birbirini yok sayan bir düşmanlık inşa etmemiştir. Türkiye’nin İran ile ilişkilerini düşmanlık değil; dostluk, saygı ve iş birliği temelinde yürütmesi hem stratejik bir tercih hem de tarihsel bir sorumluluktur. Bilge Lider Aykut Edibali’nin “Ortadoğu Ortadoğulularındır” ifadesi, bölge halklarının kaderini dış müdahalelere teslim etmeme iradesinin günümüzde de geçerli bir manifestosudur.
Çok uluslu NATO karargahına hayır!
Adana'da kurulan kolordu ve İstanbul Boğazı, Anadolu kavağı Beykoz’da kurulan NATO Deniz Unsuru Komutanlığı, NATO maskesi altında yapılan bir ABD organizasyonu değil midir? Karargâh çok uluslu olacağına göre, kendisine tahsis edilecek kuvvetler de çok uluslu olmayacak mı? Boğazların Karadeniz girişindeki en stratejik noktaya NATO’nun askeri varlığı fiilen yerleşiyor. Bu durum Türkiye’nin çıkarları ve güvenliği için son derece sakıncalıdır!
Temel risk olarak böyle bir yapı, komuta zincirinin kısmen uluslararası bir yapıya bağlı olması nedeniyle, bazı çevrelerde ulusal egemenliğin zayıfladığı, jeopolitik gerilim ve iç politika algılarını doğurabilir.
Türkiye’de bir NATO karargâhı ve kolordusu kurulması yerine, Güneydoğu Anadolu bölgesindeki sınır güvenliği ve tehditler nedeniyle acilen yeni bir askeri tedbirler alınmalı ve kolordu kurulması düşünülmelidir!
Sonuç olarak; Türkiye, bu kritik dönemde aklın, sağduyunun ve barışın sesi olmalıdır. Savaşa katılmadan, ancak haksızlığa sessiz kalmadan dengeli bir duruş sergilemeli; adaletin ve komşuluk hukukunun yanında olarak hem kendi güvenliğini hem de Ortadoğu’nun geleceğini korumalıdır.
YAHYA DEMELİ
Millet Partisi MKYK üyesi ve Trabzon İl Başkanı




