Basın yayın organlarının bu denli yaygın iletişim sağlayamadığı dönemlerde ülkede huzur vardı. Kimse kimsenin ne çektiğini, ne yiyip içtiğini, hangi sorunlarla karşı karşıya olduğunu duymaz ve bilmezdi.
Oysa şimdi işler çok karıştı.
İletişimciler yeterli haber bulamıyorlarsa biraz da kendileri uyduruyor ve bir çorba kazanı gibi sosyal ve siyasal hayatı kaynatıyor.
Sıradan vatandaşlar da kimin doğruyu kimin yanlışı söylediğini ayırt etmekte güçlük çekiyorlar ve hatta ayırt edemiyorlar.
Yalan yanlış haberler yapmak sadece muhalif kişilerin hakkı. Neden mi? Onların kendilerini savunma hakları var. Yazdıklarının gerçek olduğunu iktidarın onları yalanlayarak susturduğunu söyleyecekler. Kamuoyu da bunlara doğal olarak inanacak ve böyle prim yaparak iktidara geleceklerini düşünüyorlar.
Keza hırsızlık yapmak da muhaliflere serbest, yargılandıklarında yine aynı mazereti ileri sürerek kendilerini suyun yüzüne çıkaracaklar.
Onların için yargıçlar taraflı kararlar veriyorlar. İdare ayrımcılık yapıyor. Dolayısıyla vatandaş perma perişan.
Fakat bu perişan vatandaş her nasıl oluyorsa muhaliflere oy vermiyor gene de iktidarı tercih ediyor.
İktidarı tercih edenler sürü aptal sadece muhalefete oy verenler ilerici aklı başında aydın vatandaş. Ölçü bu tabii ki muhalefete göre.
Bu ölçünün evrensel boyutta bir geçerliliği elbette ki yok. Fakat bizim muhalefet için evrenselliğin de işlerine yaramadığı sürece bir anlamı yok.
Bütün bunları iktidarı savunmak için söylüyor değilim. Kimse beni yanlış anlasın istemem. İktidarın da büyük yanlışları ve hırsızları elbette vardır. Bunların yargılanan ve yargılanmayanları da olabilir. Elbette ki, bunları savunacak değilim.
Bu ülkede adaletin tam anlamıyla işlemesini her münevver insan gibi bende
İsterim istemeyenin gözü çıksın.




