Din, insanların hür vicdanlarında yuva kurmuş bir kuş gibidir. Zor kullanmakla onun yerini değiştirmek veya bulunduğu yerden kovalamak mümkün değildir.

Zor kullanarak insanlara dilediğiniz sözleri söyletebilirsiniz. Ama vicdan apayrı bir yerdir. Oraya nüfuz etmeniz mümkün değildir.

Merhum Namık Kemal’in o meşhur Hürriyet Kasidesinde söylediği gibi “Ne mümkün zülm ile bidat ile imha-ı hürriyet, çalış idraki kaldır muktedirsen ademiyetten.”

Hiçbir zulüm veya baskı kişinin vicdanında yer etmiş olan inançlarına ulaşamaz.

Tarihe bakarsak bunun sayısız örneklerini görebiliriz. Şahıslar seçmek istedikleri dini araştırıp seçer ve o dinin gereklerini yerine getirmek için gayret sarf eder veya etmez. O da kendi tercihidir.

Kimsenin kimseyi sahip olduğu inançtan dolayı hor görmeye veya ayıplamaya hakkı, haddi ve yetkisi yoktur.

Anayasalar bu din ve vicdan özgürlüklerini güvence altına alırlar.

Devlet işin buradan ötesine karışmaz ve karışmamalıdır.

Devlet dâhil hiç kimse “Benim inancım böyle emrediyor” diyerek başkasına baskı yapamaz ve müeyyide uygulayamaz. Buradaki baskı insanlığa da sığmaz hukuka da sığmaz.

Baskı, bizim dinimize göre insanları münafıklığa iten bir davranış olarak kabul edilmiştir. Münafıklık da dinimizin kabul etmeyip günah saydığı bir haldır.

Kimin hangi inanç sistemini benimsediğini veya benimsemediğini anlayabilmemiz için herkesin sahip olduğu inancı, kimsenin baskısında kalmadan özgürce benimsemiş olması, olmazsa olmaz bir şarttır.

Devletimizin Anayasal kurumları arasında bir Diyanet işleri başkanlığı var. Biz biliyoruz ki bu kurum Türkiye’deki Sünni Müslümanların dini hizmetleri için kurulmuş bir teşkilattır.

Bu teşkilatın tüm giderleri seksen dört milyon vatandaşın vergileri karşılanmaktadır. Bu da demektir ki, Sünni Müslüman olmayanlar da bu teşkilatın giderlerine katılıyorlar.

Herkes kabul eder ki, burada çok bariz bir çarpıklık ve adaletsizlik var. Bu adaletsizliğin ve çarpıklığın vebalı kime ait olacaktır. Sıra vebale gelince kimse kabul etmez. Herkes nimete taliptir külfet kimin olursa olsun.

Bu yazımı okuma zahmetinde bulunanların büyük bir çoğunluğu beni kınasa da ben bu ülkede Diyanet işleri Başkanlığı gibi Anayasal resmi bir kurumun olmasına temelden karşıyım.

Devlet, vatandaşının dini inancına asla karışmamalıdır. Kimse de çıkıp benim dini inancım böyledir diyerek kendi dini anlayışını başkalarına zorla kabul ettirme gayreti içine girmemelidir.

Aksi takdirde devlet yönetimini eline geçirenler kendi dini inanç anlayışlarını topluma egemen kılmaya çalışırlar ve bu da önceden kestirilmesi mümkün olmayan olumsuz sonuçlar doğurabilir.

Sonuçta ortaya çıkacak olumsuzluklardan toplumun hiçbir kesiminin yararı olmaz.

Ülkemizdeki laiklik uygulamaları, geçmişte milletimizi öylesine canından bezdirdi ki, insanlar laikliğin adını dahi duymak istemez oldular.

Bugünkü İktidarın yirmi yıl yerinde kalmasının tek sebebi de budur. İktidarı devirmek veya değiştirmek isteyenlerin bu gerçeği göz ardı ederek amaçlarına ulaşma şansları yoktur.

İktidarın değiştirilebilmesinin yegâne yolu halkın yeniden geçmişteki laiklik uygulamalarına maruz bırakılmayacağına ikna edilmesine bağlıdır.

Ne yazık ki, mevcut muhalefet bu gerçeği görmüyor veya görmek istemiyor. Belli ki halinden memnun olan ama memnun değilmiş görünen bir muhalefetimiz var.

Ne diyelim son sözü milletimiz söyleyecek. Milletimizin sözü başımızın üstündedir. 12.08.2022

M.Sadullah SAĞLA

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner133

banner220