Zaman dediğimiz kavram, bazen sessizce akar; bazen de insanı sarsarak uyandırır. İçinde bulunduğumuz çağ, farkında olmayı bir zorunluluk, farklı olabilmeyi ise bir bedel hâline getirmiştir. Çünkü bugün kalabalığın içinde kaybolmak kolay, ama kalabalığın dışında durabilmek cesaret ister.
Dünyada olup bitenlere dikkatle bakıldığında; milletlerin hafızasının, devletlerin direncinin ve toplumların ortak değerlerinin sistemli biçimde aşındırılmaya çalışıldığı görülmektedir. Bu süreçte hedef alınan yalnızca bugünün dengeleri değil, yarının inşa edileceği zihinlerdir. Ve bu inşanın en hassas noktası hiç kuşkusuz gençliktir.
Gençler, kimi zaman özgürlük adı altında sunulan savrulmalarla, kimi zaman parlak ama içi boş vaatlerle derin girdaplara çekilmek istenmektedir. İşte bu noktada farkında olmak; yalnızca bakmak değil, okumak, ayırt etmek ve uyanık kalabilmektir.
Bu topraklarda farklı duruşun ve farkında olmanın en çarpıcı örneklerinden biri, rahmetli Nihat Gençtir. O, hiçbir kalıba sığmadı; hiçbir ezbere teslim olmadı. Ne alkışın cazibesine kapıldı ne de linç korkusuyla sustu. Kimi zaman sert, kimi zaman sarsıcıydı ama her zaman samimiydi. Herkesin susmayı tercih ettiği anlarda konuştu, herkesin aynı cümleleri kurduğu yerde başka sorular sordu. Bu yüzden sevildi, bu yüzden eleştirildi; ama en önemlisi, fark edildi.
Nihat Genç örneği bize şunu gösterir:
Farklı olmak, her şeye karşı çıkmak değildir. Farklı olmak; aklını kiraya vermemek, vicdanını askıya almamaktır. Bedeli olan bir duruştur bu. Yalnız kalmayı, yanlış anlaşılmayı ve hatta dışlanmayı göze almayı gerektirir. Ama tarih, iz bırakanları hep bu bedeli ödeyenler arasından seçer.
Ne yazık ki günümüzde bir diğer sorun da; yalpalayan, istikrarsız, vizyonsuz ve hedefsiz yöneticiler gerçeğidir. Günü kurtarmaya odaklanan, geleceği okuyamayan ve sorumluluk almaktan kaçan anlayışlar; toplumu edilgenliğe, gençliği ise umutsuzluğa sürüklemektedir. Oysa güçlü toplumlar; sağlam bir vizyonla, açık bir istikametle ve tutarlı bir duruşla inşa edilir.
Bugün her zamankinden daha fazla; yönlendirilmeyi reddeden, sorgulamaktan korkmayan ve kendi sözünü kurabilen bireylere ihtiyaç vardır. Farkında olanlar yalnızca kendilerini değil, çevrelerini de uyandırır. Farklı duranlar yalnızca bugünü değil, yarını da savunur.
Unutulmamalıdır ki;
farkında olmak bir bilinçtir,
farklı olmak ise bu bilincin cesaretle hayata geçmesidir.
Ve her çağda olduğu gibi, bu çağın da yükünü; konuşmayı göze alanlar, susmamayı tercih edenler ve bedel ödemekten kaçmayanlar taşıyacaktır.
Kemal Özdemir




