banner240

İnsanoğlunun hayat yolculuğu, yalnızca kolaylıkların değil; aynı zamanda zorlukların da bir terbiyesidir. Kimi zaman insanı sarsan, yoran, hatta yere düşüren darbeler vardır. Ancak her darbe yıkmak için değil; bazen de insanı ayağa kaldırmak, olgunlaştırmak ve güçlendirmek için gelir. Yıkmayan her imtihan, insana tecrübe kazandırır; feraset kazandırır, ibret kazandırır. Zamanla kişilik olgunlaşır, maneviyat derinleşir.
Bu hakikati Mevlânâ, “Hamdım, piştim, yandım” sözüyle özetler. İnsan, ham haliyle hayata girer; imtihanlarla pişer ve bazen yanarak olgunlaşır.
Hayatın en dikkat çekici gerçeği şudur: İnsan sadece acıyla değil, nimetle de sınanır. Bize verilen imkânlar aslında saymakla bitmeyecek kadar çoktur. Akıl nimeti vardır; doğruyu yanlıştan ayırma kabiliyeti… Göz vardır; görme ve idrak etme imkânı… El vardır; üretme, inşa etme ve dokunma gücü… Tat alma duyusu vardır; hayatın lezzetini hissetme nimeti… Kalp vardır; sevme, bağ kurma ve merhamet etme kapasitesi…
Bütün bu imkânlar aslında birer lütuf olduğu kadar birer imtihandır da. Çünkü insan, kendisine verilen her nimeti nasıl kullandığıyla da sınanır. Göz, hayra da bakabilir şerre de… El, iyilik de yapabilir zulme de… Akıl, hakikate de yönelir, yanlışa da sapabilir…
Yunus Emre bu hakikati şöyle hatırlatır:
“Mal sahibi, mülk sahibi
Hani bunun ilk sahibi?”
İnsan sahip olduğunu zanneder ama aslında emanetin taşıyıcısıdır.
Mevlânâ’nın hikmetli çağrısı da bu gerçeği tamamlar:
“İnsan neye sahipse, onunla imtihan olunur.”
İşte tam da bu noktada hayatın dengesi ortaya çıkar: İmkân, doğru kullanıldığında bir yükseliş sebebi olur; yanlış kullanıldığında ise insanın kendi iç dünyasında bir çöküşe dönüşebilir. Bu yüzden sahip olunan her nimet, aynı zamanda bir sorumluluktur.
İnsan bazen unutur; sahip olduğu şeyleri kendi gücü zanneder. Oysa birçok şey bize emanettir. Görmek, duymak, yürümek, hissetmek… Bunların her biri birer imkân olduğu kadar, birer imtihan kapısıdır.

Sonuç olarak, insanı olgunlaştıran sadece yaşadığı zorluklar değildir. Asıl büyük imtihan, eline verilen imkânı nasıl kullandığında gizlidir. Çünkü yıkmayan darbeler insanı güçlendirirken, doğru değerlendirilen her nimet de insanı yüceltir; yanlış kullanılan her imkân ise insanın kendi iç dünyasında sessiz bir çöküş başlatır.
İnsan, sahip olduklarıyla değil; sahip olduklarını hangi niyetle ve hangi ahlakla kullandığıyla sınanır. Her imkân bir kapıdır; o kapı ya merhamete açılır ya adalete ya da insanın kendi nefsine yenildiği bir çıkmaza…
Bu yüzden hakikat açıktır:
İmtihan bazen yoklukla gelir, ama en ağır imtihan çoğu zaman varlıkla gelir. Çünkü yokluk sabrı öğretir; varlık ise insanın kendini unutmamasını gerektirir.
Ve insanın kaderi tam burada şekillenir:
Ya imkânın içinde kaybolur, ya da imkânı kendini bulmanın vesilesi kılar.
Kemal Özdemir

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol



Günebakış Trabzon Haber