Yeni bir adli yıla başlarken, her şeyden önce şu gerçeği ifade etmek gerekir:
Adalet, ancak bağımsız bir yargı, özgür bir savunma ve hukuka bağlı bir devlet düzeni içerisinde anlam kazanır.
Hukuk devletinde hiç kimse hukukun üstünde değildir. Kamu gücünü kullananların da yargının da temel sınırı Anayasa ve hukuktur. Yargı kararlarının uygulanmadığı, hukuki öngörülebilirliğin zayıfladığı ve benzer olaylarda farklı uygulamaların ortaya çıktığı bir sistemde toplumun adalete duyduğu güvenin korunması mümkün değildir.
Bugün yargının en önemli sorunlarından biri, hukuka ve adalete duyulan güvenin giderek azalmasıdır. Bu güveni yeniden tesis etmenin yolu yeni kanunlar çıkarmaktan önce mevcut Anayasa'nın, kanunların ve kesinleşmiş yargı kararlarının eksiksiz uygulanmasından geçmektedir.
Tutuklama bir ceza değildir. İstisnai olması gereken bu tedbirin cezalandırma aracı olarak algılanmasına yol açan uygulamalar, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ve masumiyet karinesini zedelemektedir. Yargının görevi kamuoyunun, siyasetin veya herhangi bir gücün beklentilerine göre değil; yalnızca hukuk kurallarına ve dosyadaki delillere göre karar vermektir.
Aynı şekilde; ifade özgürlüğünün, basın özgürlüğünün, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ve hak arama özgürlüğünün etkili biçimde korunması demokratik hukuk devletinin gereğidir. Temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının istisna, sınırlandırılmasının ise kural hâline geldiği bir hukuk düzeni kabul edilemez.
Savunma ise bütün bu sistemin vazgeçilmez güvencesidir.
Avukat, yargının şeklen tamamlayıcı bir unsuru değil; adil yargılanma hakkının doğrudan güvencesidir. Avukatın baskı altında olduğu, mesleki faaliyetleri nedeniyle hedef hâline gelebildiği veya görevini ekonomik kaygılar altında sürdürmek zorunda kaldığı bir düzende güçlü bir savunmadan söz edilemez.
Bugün mesleğimizin karşı karşıya bulunduğu sorunların başında giderek ağırlaşan ekonomik koşullar gelmektedir.
Avukatlık ücretlerinin emeğin ve üstlenilen sorumluluğun karşılığını verecek seviyede olması; CMK ücretlerinin gerçekçi ölçütlerle belirlenmesi ve zamanında ödenmesi; bağlı çalışan avukatların ücret ve çalışma koşullarının iyileştirilmesi; kamu avukatlarının özlük haklarının güçlendirilmesi ve genç meslektaşlarımızın mesleğin ilk yıllarında yaşadığı ekonomik güçlüklerin azaltılması artık ertelenebilir meseleler değildir.
Avukatın ekonomik bağımsızlığı, savunmanın bağımsızlığının da şartıdır.
Mesleğimizin geleceği bakımından hukuk eğitiminin niteliği de üzerinde ısrarla durulması gereken bir başka sorundur. Hukuk fakültelerindeki kontenjanların azaltılmasına yönelik adımları önemli bulmakla birlikte yeterli görmüyoruz. Hukuk eğitiminin niteliği yükseltilmeli, başarı ölçütleri güçlendirilmeli ve yeni hukuk fakültelerinin açılması objektif, ölçülebilir ve nitelikli akademik kriterlere bağlanmalıdır. Yeterli akademik kadroya, fiziki altyapıya ve gerekli eğitim standartlarına sahip olmayan, belirlenen asgari nitelik kriterlerini karşılayamayan mevcut hukuk fakültelerinin faaliyetlerine de son verilmelidir. Hukuk eğitiminin niteliğinden taviz verilmesi, yalnızca avukatlık mesleğinin değil, doğrudan yargının ve hukuk devletinin geleceğini ilgilendiren bir sorundur.
2025-2029 Yargı Reformu Stratejisi kapsamında avukatların iş alanlarının genişletilmesi, bağlı çalışan avukatların ücret rejiminin düzenlenmesi, stajyer avukatların desteklenmesi, kamu avukatlarının özlük haklarının iyileştirilmesi, CMK ücretleri ile adli yardım ödeneklerinin artırılması yönünde ortaya konulan hedeflerin artık somut ve kalıcı düzenlemelere dönüşmesini bekliyoruz.
Baroların bağımsızlığı da savunmanın bağımsızlığından ayrı düşünülemez.
Barolar; yalnızca mesleki örgütler değil, hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını koruma görevi bulunan kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır. Baroların açıklamaları, eleştirileri ve hukukun üstünlüğüne ilişkin tutumları nedeniyle yargısal veya idari baskıyla karşı karşıya bırakılması, yalnızca barolara değil bağımsız savunmaya zarar vermektedir.
Bizim talebimiz ayrıcalık değil, hukuktur.
Avukat için mesleki ve ekonomik güvence, hâkim ve savcı için gerçek anlamda bağımsızlık ve teminat, yurttaş için ise erişilebilir, öngörülebilir ve makul sürede işleyen bir adalet sistemi istiyoruz.
Adaletin kişilere, makamlara, düşüncelere veya dönemsel koşullara göre değişmediği; aynı hukukun herkes için aynı şekilde uygulandığı bir Türkiye istiyoruz.
Çünkü hukuk devleti, yalnızca Anayasa'da yazılı bir ilke değildir. Hukuk devleti; yurttaşın kendisini devlet karşısında güvende hissetmesi, avukatın korkmadan savunma yapabilmesi, hâkimin hiçbir etki altında kalmadan karar verebilmesi ve verilen yargı kararlarının eksiksiz uygulanmasıdır.
Trabzon Barosu olarak, kuruluşumuzdan bugüne taşıdığımız hukuk devleti ve bağımsız savunma anlayışını bugün de aynı kararlılıkla savunuyoruz.
2026-2027 Adli Yılının; hukuka güvenin yeniden güçlendiği, yargı bağımsızlığının tartışma konusu olmaktan çıktığı, savunmanın önündeki engellerin kaldırıldığı, avukatların mesleki ve ekonomik sorunlarının çözüme kavuştuğu ve adaletin herkes için eşit biçimde gerçekleştiği bir yıl olmasını diliyoruz.
Yeni adli yılın tüm meslektaşlarımıza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.






