Oldukça sansasyonel transferler yapan Trabzonspor, doğal olarak hem Türk futbolseverleri hem de kendi camiasını büyük bir heyecan ve beklentiye sokmuştu.
Ancak sezonun ilk maçı olan Kasımpaşa deplasmanındaki 1-1’lik beraberlik ve ardından hafta içinde Ferencváros’la deplasmanda oynadığımız Avrupa Ligi play-off müsabakasındaki 1-0’lık mağlubiyet, hem moralleri bozdu hem de ciddi endişeler yarattı.
Bu nedenle bugün, iyi bir takım olan Başakşehir karşısında Trabzonspor’un ne yapacağı, nasıl mücadele edeceği ve nasıl bir sonuç alacağı maç öncesinden merak konusu olmuştu.
Maç başladığında, doğal olarak saha ve seyirci avantajıyla daha istekli ve arzulu görünen Trabzonspor’da, beklenen oyunun bir türlü sahaya yansıtılamadığını gördük.
Orta sahada Oulai’nin gidişi ve Folcarelli’nin sakatlanması Trabzonspor’u oldukça olumsuz etkilemiş görünüyor.
Çünkü bu iki oyuncunun yerini, yapılan onca transfere rağmen dolduramadık.
Arzu edilen oyuncu eksikliği orta sahayı güçsüzleştirdiği gibi, ortadan direk rakip kaleye gidiş ya da dikine oyun da beklenenin uzağında kaldık.
Dolayısıyla oyun mecburen kanatlara kayıyordu.
Onuachu’nun durgunluğu bu maçta da artarak devam etti. Kanat oyuncularının hızlı olmasına karşılık Onuachu’nun yavaşlığı nedeniyle ayak uyduramaması, performansını ciddi şekilde etkiliyor.
Maçın 55. ve 61. dakikalarında Salah’ın Onuachu’ya “al da at” dediği iki net pozisyonu acemice kaçırması ve benzer birçok fırsatı harcaması, bu oyuncunun üzerine eğilinmesi ve varsa sorunlarının giderilmesi gerektiğini açıkça gösteriyor.
Dikkat çeken başka bir unsursa, sıkışan oyunlarda, zor durumda kalan oyuncuların topu sürekli dünya yıldızı Salah’a atması gibi bir görüntü ortaya çıkıyor.
Salah ise bundan rahatsız değil, aksine oldukça istekli, arzulu ve etkili bir oyun sergilemeye çalışıyor.
Nitekim 19. dakikada Trabzonspor forması altında ilk golünü kaydederek skoru 1-0’a getirdi.
Nwaiwu’nun eline çarpan topun Başakşehir adına penaltı olarak değerlendirilmesiyle 29. dakikada skor 1-1’e eşitlendi ve ilk yarı bu sonuçla tamamlandı.
İkinci yarıya Trabzonspor oldukça hızlı başladı. 48. dakikada, “ilk golünü ağız tadıyla atamadı” düşüncesinin hâkim olduğu bir maçta, dünya yıldızı Salah Trabzonspor forması altında aynı maçta ikinci golünü attı.
Muçi’nin asistinde topu sol ayağıyla uzak köşeye plase yaparak klasik gollerinden birini kaydetti ve Trabzonspor’u 2-1 üstünlüğe taşıdı.
Attığı bu gollerin haricinde, ofsayt gerekçesiyle sayılmayan iki gol daha attı ki, biri uzaktan muhteşem bir goldü ancak güme gitti.
Skor üstünlüğünü bulan Trabzonspor’un ardından Başakşehir de arkaya yaslanmaktan vazgeçti ve böylece daha güzel bir oyun ortaya çıktı.
Trabzonspor birçok pozisyona girdi. Bu pozisyonların büyük bölümü gol olabilecek netlikte olmasına rağmen cömertçe harcandı.
Attığı gollerden bağımsız olarak Salah’ın Trabzonspor’da sazı eline aldığını söyleyebiliriz.
Ortaya koyduğu mücadele, hırs, azim, adam eksiltme, oyunu ve takımı yönlendirme, liderlik vasfı ve hücum hattındaki etkisi…
Hatta defanstan gelip top çıkardığını bile izledik. Tribünlere verdiği heyecan ve daha birçok unsur sayılabilir.
Salah, kalitesiyle kendini hissettirmeye, ağırlığını sahaya koymaya başladı.
Bu arada bir konuya parmak basmak istiyorum!
Biz Türk futbolseverler olarak Türk hakemlerinin kasti, alengirli, çok kötü ve komik kararlarına alışık olduğumuz için bazı pozisyonları yadırgamıyor, normal karşılıyoruz.
Ancak Salah ülkemizde yeni olduğu için, özellikle bu maçta hakemin verdiği birçok kararı kahkahalarla gülerek izlediğini fark ettik.
Bu rezillik de Türk hakemlerine yeter.
Trabzonspor’un orta saha ve santrfor ihtiyacının yanı sıra zamana da gerçekten ihtiyacı olduğu apaçık ortada.
Yeni oyuncular takıma ve birbirlerine alıştığında Trabzonspor çok can yakar.
(2010-11 ŞAMPİYONU TRABZONSPOR)




