banner128
banner222

Bir yazarın silahı elindeki kalemidir. Elindeki kaleme sahip çıkamayan yazar, elindeki silaha sahip olamayan magandaya benzer.

Demokratik toplumlarda bir yazarın, toplum adına eleştiri yapması asli görevleri arasındadır. Çünkü yazar okuyucusuyla, toplumuyla vardır. Üstelik bir yazar, topumun önünde örnek kişi olmalıdır. Kalem yazmadan önce, namludan kurşun çıkmadan önce kırk düşünüp bir yazmak gerekir. Burada en önemli unsur ise SAYGIdır… Öyle her eline kalemi alan, her eline silahı alan, magandalar gibi sağa-sola ateş etmeye kalkarsa o yazar değil maganda olur, kimse kusura bakmasın. Silah taşımanın da, yazar olmanın da edebi, adabı, ahlakı vardır. Haşereleri öldüreyim derken faydalı ürünlere zarar vermeyelim. KAŞI DÜZELTİRKEN GÖZÜ ÇIKARMAYALIM.

Atalarımız derler ki; söylenmeyecek söz yoktur söylemesini bildikten sonra. Bir yanlışı dile getirirken daha büyük bir yanlışa düşmemeli insan. Hele bir yazar, kalemiyle hiç düşmemeli. Ancak, insanlık hali, olur ya, düşerse de derhal özür dileyip, o yanlışı da telafi edebilme erdemliliğine sahip olabilmelidir. Yani kaş yaparken göz çıkarmamalı…

Güzide Trabzon’umuzun, değerli, kültür ve sanat mensuplarını, sap ile samanı birbirine karıştırarak aşağılamaya çalışmak, rencide etmek hiç kimsenin haddine de değil, hakkı da değildir. Eğer maksat pilav yapmaksa onu önce iyi ayıklamasını bilmek gerekir, öyle taşıyla toprağıyla pişirmeye kalkılırsa orada amaç pilav pişirmek ve karın doyurmak değil diş kırmak olur ki bu durumda da bu kişi ya aşçı değildir ya da kötü niyetli biri olduğu ortaya çıkar. O sebeple ilimizde, tüm kültür ve sanat faaliyeti içerisinde olanları töhmet altında bırakacak söylemler, aklıca aşağılamaya çalışmak kimsenin haddine değildir. Bunu yapan varsa bu durumda o da o eleştirdiği kişi/ler gibi olduğunu ortaya koyar…

 Burada akla “yarası olan gocunur, sen niye celalleniyorsun” derseniz sizlere şunu hatırlatırım ki; bana dokunmayan bin yaşasın mantığını gütmek dürüst bir insana, hele bir yazara, hatta ve hatta bir Müslümana hiç yakışır mı? Eğer Müslüman değilsek “medeni bir insana” yakışır mı? Yanlışı gördüğün yerde susan dilsiz şeytan değil midir?  “insana” yaraşan; doğruyu ve yanlış bir birinden adilce ayırt edebilmektir. Bir katil bile yargılanırken cezası haddini aşarsa orada adalet bozulur.

Eleştiri konusu olan ve herkesin rahatsız olduğu şahsa veya şahıslara gelirsek –ki biz de bundan rahatsızız.

Evet, alan boş bırakılınca elbette başka birileri tarafından doldurulacaktır. Bundan doğal ne var?  Meydan boş mu kalacak? Düğün dernek kurulmuşsa burada biri/leri oynayacaktır. Sen çıkıp oynamazsan, ben çıkıp oynamazsam başkaları oynayacaktır. Orada oynayanı beğenmiyorsak o zaman da eleştirmeyeceğiz, kardeşim… İyisini bilen çıksın oynasın.

Kültür ve sanat şehri diye övünüyoruz, yazar-çizer ve sanatçı diye aynı dernek içerisinde bile birbirine tahammül edemiyoruz,  saygılı olmayı beceremiyoruz ne yazık ki. Yazar-çizer böyle mi olmalı?! Hani yazar-çizer toplumun önünde örnek kişiydi, topluma yön verendi? !

Bir düşünür der ki; bir toplumun kalemleri ne kadar cesur, ne kadar tarafsız ve adil olursa o toplum medeniyete o kadar daha çok hızlı yaklaşır... 

Üniversite bitirmiş, hayatı kemalin de üzerine çıkmış insanlar, karşısındaki kişinin vereceği cevabı bile istediği gibi verilmesini açık açık sorgulamaya kalkıyor, bu da yetmezmiş gibi “ne kadar sürecek konuşman” diye saygısız bir cümle kurabiliyor herkesin ortasında. Kendisi ise saatlerce doluya-boşa konuşurken kimse ona saygı gereği sesini çıkarmıyor o da kendini allame-i cihan zannediyor. Biz bunlara mı yazar diyeceğiz? Evet, çocuk gibi; yazar da çizer de, doğru... 

Eleştirdiğimiz o yazar diye ortaya çıkan diplomasızlar ise hiç değilse bu diplomalılardan çok daha saygılı, saygıyı biliyor en azından...  İlkokula başlamamış bir çocuğun bile kullanamayacağı cümleler sarf etmiyor. Bir tarafta ilkokul mezunu ama boş bulmuş alanı at koşturuyor, diğer tarafta ise kendini üniversite mezunu diye allame-i cihan zannedenler birlik olmamış kapı aralarından konuşuyorsa bunun kabahati kimin veya kimlerin, o ilkokul mezunun mu?!   Biri diplomalı cahil diğeri ise diplomasız, ne yani. Diplomalılar cahil olmasaydı o diplomasızlar da böyle at koşturabilir miydi?

Ellili yıllarda ilkokul mezunlarını öğretmen yaparlardı. Neden? Çünkü yoktu daha tahsillisi. Şimdi ise birkaç tane üniversite bitirmiş insanlar bile bir ilkokul mezunu kadar yürekli değil. Demek ki mesele neymiş “yürekli olmak” mış. Ne olmuş yani; adam mühendis olmuş bir cıvatayı söküp-takmayı bilmez, diğeri kontrol kalemi kullanmayı, öteki ise çivi çakmayı... İlkokul mezunu iş kuruyor ama diplomalı adamı da eleman olarak çalıştırıyor. Demek ki mesele müteşebbis olmakmış, sadece diplomalı olmak değil… Mesele icraat, okumak değilmiş sadece… Şurada bir eleştiriyi dahi beceremiyoruz, yüzümüze gözümüze bulaştırıyoruz.

Cahil-un cesur olur da kardeşim o zaman sen tahsilliysen, senin yüreğini çakallar mı yedi? Git o diplomanı at çöpe bir işe yaramıyorsa. Duvarda asılı olması ne işe yarayacak, milleti kandırma? 

Ben “birlik olalım, şu Trabzon’a yaraşır bir kültür ve sanat faaliyeti yürütelim ya da çıksın ortaya birileri, bizde onlara nefer olalım” diye didinirken herkes lafını konuşuyor, meydana kimse gelmiyor… Hep uzaktan gazel okunuyor. Sonra da kalkıp “ilkokul mezunu” diye eleştiriyoruz üstelik herkesi töhmet altında bırakarak… Eleştiriyi bile doğru dürüst yapamıyoruz.

Demek ki ilkokul mezunun diploması sizinkinden çok daha kıymetliymiş efendiler. Kalemimizi kontrol etmesini bilmiyorsak onu birileri kırar… Kapıların arkalarına gizlenip oradan konuşmak hiç hoş değil, çıkalım ortaya. Meydanı o birilerine bırakıp sonra da karanlıklardan lafa etmeyelim, bir mum yakalım.  BEN VARIM diyebilelim... 

Demek ki burada asli sorun diploma değil; önce saygı, sonra ise birlik… “Bir olmadan binler hiç olamaz” der bir düşünür... Örgütlü olmadan toplumsal hiçbir başarı da elde edilemez. Ama önce yürek olmalı sonra ise akıl…

Evet, ilimizi temsil ederken daha çok batıranlar var, doğrudur. Bunlardan biz de rahatsızız. Hatta defalarca önerilerimiz de oldu… Bunlara çanak tutanlarla ortamı onlara bırakanlar arasında ne fark var, asıl suçlu ortamı onlara bırakan bizleriz, kimse kusura bakmasın…

( mümin Sağlam) 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner130

banner133

banner220