Çevre canlı varlıkların içerisinde yaşadıkları yerin genel adıdır. Çevre denildiğinde insanın aklına ilk etapta doğa gelir.

Din çevreye karşı duyarsız mıdır?! Yada şöyle sorayım din çevreyi muhatap kabul etmez mi?! Her iki soruya da cevap olarak hayır efendim din çevreye karşı hükümleri vardır derim.

Bakınız Peygamberimiz mübarek sözlerinden birinde ne buyurmaktadır; “ Bir insanın elinde bir hurma fidanı olsa ve bu kişi kıyametin kopacağına bilse yine de o hurma fidesini diksin. “ buyurmuşlardır. Görüyorsunuz değil mi din çevreye karşı duyarsız davranmamakta. Kıyametin kopacağı bilinse bile ağaç dikimi emredilmektedir. Aslına bakarsanız bu ağaç fidesi dikim emrinde belki de bildiğimiz bilmediğimiz yüzlerce fayda vardır. Bundan dolayı Peygamberimiz bu sözleri buyurmuşlardır.

Yine mübarek bir sözlerinde “ Bir kişi bir meyve ağacı dikse bu ağaçtan hayvanlar ve insanlar yedikçe bu meyve ağacı dikene sadaka olur.” Görüyorsunuz değil mi dikilen bir meyve ağacı dikene sadaka oluyor. Bu nasıl bir dindir inanın bana anlamakta zorlanmaktayım.

Bu konu öyle boyutlardadır ki Peygamberimiz savaşta bile gereksiz yere ağaç kesimini yasaklamıştır. Yani o kadar şiddetli bir anda bile dinimiz ağaç kesimine sıcak bakmamakta. Mücahitlere ağaçlara karşı daha bir dikkatli olmaları lazım geldiğini hatırlatmaktadır.

Konu buraya geldiği için yazmakta bir beis görmüyorum milli bir tohum politikaları gütmemiz geleceğimiz için bir zorunluluktur. Bizler yerli ve milli bir tohum bankamız olmadığından tohumları çok büyük bir oranda İsrail’den almaktayız. İsrail’den aldığımız tohumlar da hibrit olduğundan yani döl vermediğinden Allah muhafaza yakın bir gelecekte çiftçilerimizin tohum sıkıntısı çekeceği kaçınılmaz olacaktır. Ayrıca İsrail bizlere verdiği tohumların genetiği ile de oynaması çok zor değildir. Eğer bugün ülkem geneli kısırlık ve kanser olayları bu kadar artmışsa bana göre bunun sebepleri arasında İsrail’den ithal ettiğimiz hibrit tohumlardan da kaynaklandığı olarak değerlendirebiliriz. Bugün dünya üzerinde adı konulmayan bir savaş vardır. Bu savaşta da her şey mubahtır. Yani yapılabilir. Emperyalist emel güden ülkeler yani Avrupa , Amerika ve İsrail kendilerine karşı en büyük rakip olarak bizleri gördüğünden bizleri saf dışı bırakmak için her yolu denemektedir. BU yollardan birileri de kısırlık yani üremememiz kanser gibi ölümcül hastalıklardır. Olabilir mi diye sorduğunuzu düşünüyorum inanın bana bunlar bilinenler Allah bilir daha başkaca ne yollar denemekteler ben bile bilmiyorum.

Su politikalarımız var mı?! Peygamberimiz suyun israf edilmemesini biz ümmetlerinden istemekte. Bakınız “ Bir gün arkadaşlarıyla konuşurken arkadaşlarına nehirden bile abdest alsanız suyu israf etmeyin der. Arkadaşları Ey Peygamber! Nehirde abdest alırken israf olur mu diye sordukların da Peygamberimiz nehirden bile abdest alırken suyu israf etmeniz haramdır. “Der. Bu hadis bizlere bir mesaj vermektedir. Su çok önemli bir kaynaktır. Bundan dolayı da israf edilmemelidir. Bakınız Allah bilir ama belki de yakın bir gelecekte su savaşları çıkabilir. Her geçen gün kuraklıklar arttığından su sıkıntıyla karşı karşıya kalabilir dünyamız. Bundan dolayı da Emperyaller dün petrolü ellerine aldıklarından belki de yakın bir gelecekte suyu ellerine almak için su sıkıntısı çekmeyen bizler gibi ülkeleri işgal etmeye çalışmaları kaçınılmaz görünmektedir. Öyle ise su savaşlarına hazırlıklı olmalıyız. Ayrıca bir su politikamızın olmaması da belki de bizleri yakın bir gelecekte de bir işgale gerek kalmaksızın su sıkıntısıyla baş başa kalmamıza sebebiyet verebilir. Daha bir dikkat.

Hayvanlar korunmalı. Onların doğal yaşamda kalıp hayatlarını yaşamalarında biz insanlara büyük vazifeler düşmektedir. Peygamberimiz bir serçenin bile gereksiz olarak öldürülmesine karşı çıkmıştır. Kaldı ki onlara işkence etmek ve bu dilsiz hayvanları öldürmek kesinlikle doğru bir davranış değildir.

İnsan doğaya karşı sorumludur…

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol



Günebakış Trabzon Haber