Yaz gelince doğanın canlanması gibi Trabzon canlanıyor. Esnaf neşeleniyor, köyler kalabalıklaşıyor, yaylalar şenleniyor yani Trabzon yaşayan bir şehir hürriyetine kavuşuyor. Bunu sağlayan gurbetten gelenler, turistler. Nüfus fazlalaşıyor yollar yetmez oluyor. Ya kışın…
Doğanın yeşermesi gibi baharda ve yazın coşan şehir sonbahar ve kışın sessizliğe bürünüyor. Yani yaz bitince Trabzon şehri yine sessizliğe bürünüyor. Oteller %20 lik doluluk oranıyla ayakta kalmaya çalışıyor. Çalışanlar zorunlu izin yapıyor, esnaf kepenk sayıyor yada kapattı kapatacak. Yani şehir derin bir sessizliğe bürünüyor.
Yazın Uzungöl, Sümela, havalimanı ve diğer destinasyonlar yoğunluk yaşarken kışın sadece resimlerine bakmakla yetiniyoruz. Turist kışın geliyor yazın gelmiyor. Yazın fındık var, çay var gurbettekiler bu sebeple gelmek durumunda kalıyor ya kışın ne var? İnsanları buraya getirmek için bir sebep yok.
İşin acı tarafı bacasız fabrika dediğimiz turizm yazın şehre hayat veriyor ama şehre katma değer katmak için şehirde hiçbir ürün ve imalat yok. Olan ürünümüzü de katma değere çevirmeden elden çıkartıyoruz. Hatta bilinçsizce emanete verip bilinçsizce fiyatlarda üreticinin aleyhine hareket ettiriyoruz.
Şehrin bir simgesi var. Dünyada eşi benzeri olmayan bir simgesi; Trabzonspor. Onu desteklemek için de bu şehirde bu şartlarda taraftar maddi gücü bulup da bilet alamıyor. İstanbul takımlarının bir maçlık bilet fiyatına kombine satılıyor onu da almakta zorlanıyoruz. Bunun sebepleri Trabzonspor sevgisinin olmayışından değil şehrin kışın geliri olmayışındandır. Bu şartlarda bu simgeyi ayakta tutmak zor hatta şampiyonluk yarışında olması bile büyük başarıdır.
Şehri kışında canlı tutabilecek faaliyetler oluşturmamız gerekir. Bunu şahısların, iş adamlarının yada belediyenin hatta devletin tek başına yapabileceği bir durum değildir. Valilik, Belediye, iş insanları ve toplum el ele verip kışın da Trabzon’u yaşayan şehir haline getirmemiz gerekir.




