Cezasızlığın Pedagojisi: Kötülerin Kazandığı Bir Dünyada Ahlakı Aramak!
"Kötülerin kaybetmediği bir ülke, çocuklarına ahlakı öğretemez."-Slavoj Zizek-
Toplumsal çürümeyi ve adaletin yitimini tek bir cümlede özetleyen bu çarpıcı düşünce, günümüz dünya ve Türkiye'sinin en kanayan yaralarından birine işaret ediyor.
Ahlak, çoğu zaman okullarda ders kitapları üzerinden, aile içinde nasihatlerle veya dini kurumların telkinleriyle öğretilebilecek teorik bir kavram sanılır.
Oysa insan ve özellikle de çocuklar, duyduklarını değil, gördüklerini kopyalayan varlıklardır. ADALETİN tecelli etmediği, KÖTÜLÜĞÜN bedel ödemediği, aksine kural tanımazlığın ödüllendirildiği bir ekosistemde kelimeler hükmünü yitirir.
Bugünkü Türkiye'de ve dünyanın geri kalanında karşı karşıya kaldığımız "ahlaki krizin" temelinde yatan gerçek tam olarak budur: Kötüler kaybetmiyor ve bunu izleyen nesiller, hayatta kalmak için yeni ve acımasız bir "hayatta kalma ahlakı" geliştiriyor.
Dünya Genelinde Cezasızlık Krizi: Kuralları Çiğneyenlerin Zaferi
Bugün küresel ölçekte baktığımızda, GÜCÜ ELİNDE bulunduranların kuralları kendi lehlerine esnettiği ve eylemlerinin sonuçlarından MUAF tutulduğu bir sistemin egemenliğini görüyoruz. 2008 Küresel Finans Krizi'nde milyonlarca insan evini ve işini kaybederken, krizi yaratan bankacıların devasa ikramiyelerle kurtarılması, modern dünyanın gençlerine verilmiş en büyük ahlak derslerinden biriydi: "Yeterince büyük çalıyorsan, sistem seni korur."
Dünya siyasetinde YALAN söyledikleri, SAVAŞ SUÇLARI işledikleri veya DOĞAYI geri dönülmez şekilde TAHRİP ettikleri defalarca kanıtlanan liderler ve şirketler, BEDEL ÖDEMEK BİR YANA, ZENGİNLİK VE GÜÇLERİNE GÜÇ katmaya devam ediyor. Bu küresel tablo, çocuklara ve gençlere dürüstlüğün, erdemin ve başkalarının hakkına saygı duymanın "zayıflık" olduğu mesajını veriyor. Başarının yegane ölçütünün "kazanmak" (nasıl kazanıldığı fark etmeksizin) olduğu bir vahşi kapitalizm ve güç zehirlenmesi çağında, evrensel AHLAK KURALLARI yalnızca ALT SINIFLARI HİZADA TUTMAK için kullanılan bir ARACA dönüşüyor.
Türkiye'deki Yansımalar: Dürüstlüğün "Enayilik" Olarak Algılanması
Bu küresel krizin Türkiye'deki yansımaları ise çok daha derinden ve gündelik hayatın her hücresinde hissediliyor. Türkiye'de uzun yıllardır biriken ve toplumsal dokuyu zedeleyen en büyük sorun, "kötülerin" ve "kural tanımazların" sadece KAYBETMEMESİ değil, aynı zamanda pratik bir şekilde ÖDÜLLENDİRİLMESİDİR.
Gündelik hayattan liyakat sistemine kadar bu çarpıklığı her alanda görmek mümkündür:
LİYAKAT ve KAYIRMACILIK: Sınavlarda yüksek puan alan, yıllarını dirsek çürüterek geçiren bir gencin, mülakatlarda hiçbir donanımı olmayan ancak "bağlantıları" (torpili) olan biri tarafından elenmesi, o gence dürüst çalışmanın anlamsızlığını öğretir.
GÜNDELİK HAYATTAKİ CEZASIZLIK: TIRAFİKTE emniyet şeridini ihlal edenlerin kurallara uyanlardan daha çabuk hedefine ulaşması; vergisini düzenli ödeyen esnaf ayakta kalma mücadelesi verirken, vergi kaçıranların sürekli AFLARDAN yararlanıp zenginleşmesi; kadına, çocuğa veya hayvana şiddet uygulayanların yetersiz cezalarla arka kapıdan topluma geri salınması...
Tüm bunlar, çocukların ve gençlerin zihninde şu şablonu oluşturur: "Kurallara uymak beni sadece yavaşlatır." Türkiye'de DÜRÜSTLÜK, maalesef giderek saygı duyulan bir erdem olmaktan çıkıp, "işini bilmemek" veya "enayilik" olarak etiketlenmeye başlanmıştır.
“Kötülerin bedel ödemediği bir ülkede dürüst kalmakta ısrar etmek, ciddi bir psikolojik dirence ve bedel ödemeye tekabül eder.”
"Ahlaksız" Nesillerin Doğuşu: Bir Hayatta Kalma Stratejisi Olarak Sinizm
Bu tablonun sonucunda ortaya AHLAK PUSULASINI YİTİRMİŞ NESİLLER çıkıyor.
Ancak bu durumu sadece gençleri veya yeni nesli suçlayarak okumak, sorunun kaynağını gözden kaçırmak olur. Yeni nesiller "doğuştan" ahlaksız veya kötü niyetli değillerdir; onlar sadece içine doğdukları ikiyüzlü dünyanın kurallarını çok hızlı çözen iyi birer gözlemcidirler.
Bir çocuk, okulda öğretmeninden "Yalan söylememek ve adil olmak en büyük erdemdir" cümlesini duyduktan sonra, akşam haberlerinde yalan söyleyenlerin el üstünde tutulduğunu, adil olanların ise ezildiğini görüyorsa, burada büyük bir bilişsel çelişki yaşar. Zihin, hayatta kalmak ve başarılı olmak için teorik olanı (OKULDA ÖĞRETİLENİ) değil, pratik olanı (HAYATTA İŞE YARAYANI) seçer.
Bu durum gençlerde sinizm (kinizm) duygusunu, yani hiçbir değere, kuruma veya iyi niyete inanmama halini doğurur. "Herkes çalıyor, ben neden dürüst kalayım?", "Adil oynarsam kaybederim, o halde oyunun kurallarına göre oynamalıyım" düşüncesi, ahlaksızlıktan ziyade, çürümüş bir sistemde hayatta kalma refleksidir. Toplum, onlara ideal olanı vaaz ederken, gerçekte kurnazlığı ve acımasızlığı ödüllendirmektedir.
Gerçekliğin Pedagojisi: Ahlak Okulda Değil, Adaletle Öğretilir
Sonuç olarak; AHLAK, nasihatle veya müfredatla aktarılan teorik bir ders değildir.
AHLAK, eylem ve sonuç arasındaki tutarlılıkla öğrenilir.
Eğer bir TOPLUMDA HIRSIZLIK YAPMANIN, BAŞKASININ HAKKINI GASP ETMENİN, YALAN SÖYLEMENİN ve ZORBALIĞIN NET, KESİN ve ADİL BİR CEZASI YOKSA (sadece hukuki değil, TOPLUMSAL BİR DIŞLANMA CEZASI da) yoksa, O TOPLUM ÇOCUKLARINA AHLAK ÖĞRETEMEZ. SADECE AHLAKLI GÖRÜNMEYİ ve YAKALANMAMAYI ÖĞRETİR
Bugün Türkiye'de ve dünyada yeni nesillerin ahlaki yozlaşmasından şikayet eden yetişkinlerin ve sistem kurucuların aynaya bakması şarttır.
ÇOCUKLAR BİZİM NE SÖYLEDİĞİMİZE DEĞİL, NE YAPTIĞIMIZI İZLERLER.
İYİLERİN SADECE MASALLARDA KAZANDIĞI, GERÇEK DÜNYADA İSE KÖTÜLERİN SÜREKLİ KÖŞE BAŞLARINI TUTTUĞU bir ekosistemde, GENÇLERDEN MELEK OLMALARINI BEKLEMEK sosyolojik bir illüzyondur.
Toplumların yeniden ahlaklı nesiller yetiştirebilmesinin tek bir yolu vardır:
KÖTÜLÜĞÜN KAYBETMESİNİ SAĞLAMAK.
ADALETİN MEKANİK OLARAK İŞLEDİĞİ, SUÇU İŞLEYENİN KİMLİĞİNE, PARASINA veya GÜCÜNE BAKILMAKSIZIN BEDEL ÖDEDİĞİ, DÜRÜSTLÜĞÜN İSE GERÇEKTEN SAYGI GÖRDÜĞÜ BİR SİSTEM İNŞA EDİLMEDEN, KÜRSÜLERDENVERİLEN HİÇBİR AHLAK DERSİ, O IŞILTILI ÇOCUK GÖZLERİNDE BİR KARŞILIK BULMAYACAKTIR. (G.Dihkan)
EK: KÜRESEL ÖLÇEKTE Trumpyahu ve Şeytanyahu’nun, kısaca Ziyonizm ve Epsteinizmin Gazze, Filistin, G. Lübnan, Yemen ve İran’da yaptığı zulüm ve soykırımları, dahası Afganistan, Çeçenistan, D. Türkistan, Arakan, Venezüella, Bosna, Irak, Libya, Ukrayna, Rusya, Afrika ve daha birçok yerdeki mezalimleri, hususen de EPSTEİN FELAKETİNİ ve BUNUN CEZASIZLIĞINI GÖREN BİR ÇOCUK, NASIL AHLAKLI OLABİLİR, AHLAKLI OLMANIN BİR ERDEM VE KAZANÇ KAPISI OLDUĞUNU NASIL VE NEREDEN GÖREBİLİR?




