banner128
banner222

Dün,

Mayıs’ın ikinci haftası

Anneler günü idi…

Elbette

Türk toplumuna,

Gelişmiş ve sanayileşmiş ülkelerdeki

Hissiz, donuk ve

Ruhsuz yapı daha gelmedi…

Biz

Avrupa ve

Emperyalist diğer ülkeler gibi

Aile kavramını

Daha yitirmemiştik…

Dede, Nine,

Anne, Baba kavramı

Ve

Birlikte yaşamak isteği,

İçimizde daha sona ermemişti…

Son zamanlarda

Onların kötü hasletlerini taklit etme

Sevdamızla olacak,

Yetiştirme yurtları

Ve

Huzur evlerine bırakılan

Anne, Baba ve çocuklarımız,

Aile kavramımızın

Yitirilmeye başlandığına işaretti…

Anneler Günü,

Babalar Günü,

Gelişmiş ülkelerde

Kendi yaşamından başkasını düşünmeyen,

Bir olgu olduğu için

Yılda bir defada

Ebeveynlerini düşünme günü olarak

Düzenlenmiş,

Yılda bir gününü

Ona tahsis etmeyle, kendini rahatlatıyordu…

Bizim

En büyük kozumuz

Sıkı aile bağları

Ve

Birbirimize kenetlenmemizdir…

Bırakın

Baba ve Annenin,

Çocuğunu düşünmesini,

Dede, Nine bile

Torununun geleceği ile meşgul olur…

Dünyada,

Sanayi Devrimi sırasında

Bebek ölümleri,

Korkunç derecede artmıştı…

19. yüzyılda doğan bebeklerin

Yarısından fazlası

“MARASMUS” diye gizemli bir adla anılan,

Kendisi de bir o kadar gizemli olan

Bir hastalıktan ölüyordu…

Hekimler bu hastalığı

"Vücudun telef olması" olarak tanımlıyordu…

Bazı yetimhanelerde

Bebeklerin,

Neredeyse tamamı ölmüştü...

Yine de doktorlar

Bu hastalığın nedenini anlayamıyordu…

Sonunda

Tamamen rastlantı sonucu,

Bu hastalık teşhis edilmişti…

Şöyle ki;

Bebeği annesinden

Ayırmanın getirebileceği

Korkunç sonuçları araştıran Jeremy RİFKİN,

Tıp tarihinin

Bu önemli buluşunu şöyle açıklamakta,

“Bu ölümcül hastalığın gizemi

Birinci Dünya Savaşı'ndan

Hemen önce,

Bostonlu bir hekim olan Fritz TALBOT'un

Düsseldorf'da

Çocuk hastanesini ziyaretiyle çözüldü...

Amerikalı hekimin gözüne

Kucağında hasta bir bebeği tutan

İriyarı bir kadın çarpar

Ve

Bu kadının koğuşta ne aradığını sorar…

Şöyle bir yanıt alır:

"Haaaaa bu bizim Anna.

Tıbbı olarak bir bebek için yapabileceğimiz

Bir şey kalmadığında,

Bebeği Anna'ya devrederiz

Ve

O her zaman bebeği iyileştirmeyi başarır…

Buradan hareketle,

Dünyadaki

Çocuk ölümlerinin,

Anne kucağından mahrum olma sorunu olduğu anlaşılır...

Anna' nın yaptığı sadece

Bu eksikliğin giderilmesinden ibarettir...

Bu olay sonrası,

Avrupa'da

Bebek bakımı konusundaki uygulamalar değişti...

Pediatristler,

Koğuşlara bir de "annelik dozu" eklediler...

Hatta

Bazı hastanelerde

Her bebeğin

"Günde bir kaç kez kucaklanıp

Etrafta dolaştırılması

Ve

Kendilerine ana şefkati gösterilmesi" şart koşuldu...

Bu yapıldıktan sonra,

Çocuk ölümleri çok fazla düşmüş,

Normal

Seyrine geri dönmüştü…

İşte

Türk Toplumu olarak biz,

Bu sevgiyi

Her zaman gösteriyor,

Aile kavramımızın bozulmamasını

Buna bağlıyoruz…

Tabi

Son yıllarda

Bu olguda biraz değişmiş,

Toplumun

Azınlık bir kısmı da olsa,

Aile bağlarının kopmasının

Kendi yaşamı için

Bir rahatlık olduğuna inanmıştı…

Bu bağlamda

Kucağının sıcaklığını

Her dönem hissettiğimiz annelerimizin,

Ölmüşlerine rahmet,

Sağ olanlara ise

Hayırlı uzun ömürler dilerim…

Evlatlar,

Annelerin ayağının altını öpsün…

Çünkü

Cennet oradadır…

10.05.2021

Rahman AYHAN

Araştırmacı Yazar

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner130

banner133

banner220