Türkiye’nin doğu sınırında yaşanan son olay, birkaç saniyelik bir görüntüden ya da sosyal medyada dolaşan bir kareden ibaret değildir. Nusaybin–Kamışlı hattında, sınırın hemen ötesinde şanlı Türk bayrağının indirilmesi, milletin hafızasında derin bir sarsıntı yaratmıştır. Çünkü o bayrak sıradan bir kumaş değildir; egemenliğin, birliğin, onurun ve bu topraklar uğruna verilen mücadelenin simgesidir. O bayrağa uzanan el, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ve Türk milletinin şerefine uzanmıştır. Bu, açık bir provokasyon ve kabul edilemez bir meydan okumadır.
Tarihsel Arka Plan: Birikmiş Acılar, Tekrarlanan Riskler
Bu tabloyu doğru okumak için geçmişe bakmak zorundayız. PKK terörü, 1980’lerin ortasından itibaren Türkiye’nin en ağır güvenlik sorunlarından biri hâline geldi. Köyler yakıldı, siviller katledildi, binlerce aile evlat acısıyla tanıştı.
1991 Körfez Savaşı sonrası Irak’tan Türkiye’ye yönelen büyük Kürt göçü, insani bir kriz olmanın ötesinde, uzun vadeli güvenlik ve demografik sonuçlar doğurdu. Bu süreç, terör örgütünün ülke içinde yeniden alan bulmasına ve güç kazanmasına zemin hazırladı. Bugün yaşadıklarımız, o dönemin tam anlamıyla kapanmamış bir hesabıdır.
2011’de başlayan Suriye iç savaşı ise sınırlarımızı kalıcı bir istikrarsızlık kuşağına dönüştürdü. PKK’nın Suriye kolu olan YPG/SDG yapıları, bu kaostan faydalanarak alan hâkimiyeti kurdu. Kamışlı ve çevresinde sürekli değişen dengeler, Türkiye sınırına doğrudan baskı üreten bir yapıya dönüştü.
20 Ocak 2026’da Nusaybin’de yaşanan olay da bu kırılgan zeminin bir sonucudur. Bir siyasi etkinlik sonrası sınır hattına yönelen provokatörler, geçişe kapalı kapıdaki Türk bayrağını indirdi. Görüntülerin yayılmasıyla toplumda oluşan tepki, meselenin büyüklüğünü açıkça ortaya koydu. Bayrak yeniden göndere çekildi, soruşturmalar başlatıldı. Ancak asıl mesele, görüntünün kendisi değil; o görüntünün millette bıraktığı histir.
Kırılgan Süreçler, Zedelenen Güven
Türkiye, kırk yılı aşkın süredir terörle mücadele ediyor. Bu süreçte barış ve çözüm adına atılan adımlar da oldu, ağır bedeller ödenen kırılmalar da yaşandı. 2013–2015 yılları arasında umutla başlayan çözüm süreci, Ceylanpınar’da iki polisimizin şehit edilmesiyle fiilen sona erdi.
Bugün yeniden “silah bırakma”, “normalleşme” gibi başlıklar konuşulurken yaşanan bu tür provokasyonlar, toplumda zaten hassas olan güven duygusunu daha da zedeliyor. Bayrak indirmenin yarattığı tepki tam olarak buradan kaynaklanıyor: Çünkü bu, geçmişte yaşanan acıların hâlâ diri olduğunu hatırlatıyor.
Bayrak, siyasi tartışmaların ya da dönemsel hesapların konusu olamaz. O, bu ülkede yaşayan herkesin ortak paydasıdır. Ona yönelen her saldırı, yalnızca devleti değil, toplumsal birlik fikrini de hedef alır.
Bugün Türkiye Yeniden Sınanıyor
Türkiye bugün üç temel başlık üzerinden sınanıyor:
* Ulusal birlik ve egemenlik iradesi
•
* Devlet ciddiyeti ve hukukun üstünlüğü
•
* Milletin ortak değerleri ve onuru
Milliyetçilik, sadece slogan atmak ya da yüksek sesle konuşmak değildir. Geçmişte bu kavramın içinin boşaltıldığı yönündeki eleştiriler, yaşanan çelişkilerin bir sonucudur. Bugün ihtiyaç duyulan şey; egemenliği savunurken hukuku, devleti korurken adaleti, güvenliği sağlarken toplumsal dengeyi gözetebilen bir akıldır.
Üniter devlet yapısını ve ulusal egemenliği tartışmaya açan her girişim, bu dengeyi doğrudan tehdit eder.
Bir Bayrak Bir Kez Yükselmişse…
Bir bayrak bir kez yükselmişse, bir daha indirilmemelidir. Çünkü o bayrak; şehitlerin emaneti, gazilerin hatırası, gelecek nesillerin sorumluluğudur. Bir ülke, bayrağının indirildiği görüntüleri normalleştirdiği anda, egemenliğini tartışmaya açmış olur.
Devletin görevi yalnızca bayrağı yeniden göndere çekmek değildir. Asıl görev; bu tür görüntülerin bir daha yaşanmamasını sağlayacak siyasi iradeyi, devlet ciddiyetini ve toplumsal birlik duygusunu güçlendirmektir.
Askerlerimizin bayrağı yeniden göndere çekmesi, milletin ortak hissiyatının ifadesidir:
Bir daha indirmeyeceğiz.
Çünkü bayrak sadece kumaş değildir.
Onurumuzdur, namusumuzdur, birliğimizdir.
Ve o bayrak göklerde kaldıkça, bu ülke de ayakta kalacaktır.
Bayrak namustur.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün uyardığı gibi:
Gereğinden fazla merhamet vatana ihanettir.




