banner128

Gelecekte köle mi olacağız, efendi mi?

Türkiye’nin kültür ve siyaset hayatında önemli bir yere sahip olan Taksim toplantıları devam ediyor.

70’li yıllarda başlatılan ve şu ana kadar Turgut Özal, Süleyman Demirel, Rauf Denktaş, Erdal İnönü, Tansu Çiller, Kemal Kılıçdaroğlu, Meral Akşener siyaset arenasından birçok ismin onur konuğu olarak katıldığı Taksim toplantılarının 225.si pandemi nedeniyle online olarak yapıldı.

Toplantının onur konuğu Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş’tı.

Toplantıda ilk olarak BTP’nin merhum lideri Prof. Dr. Haydar Baş anısına, yaptığı konuşmalardan oluşan kısa bir video izlendi.

“Birbiriyle yaşayabilen, birbirini kabullenebilen, birbiriyle diyalog kurabilen, asgari müşterekte sorunları ortak akılla çözebilen bir ortam oluşturabileceğimiz bir eğitim metoduna bizim geçmemiz lazım.” diyen Hüseyin Baş konuşmasına şu şekilde devam etti;  “Ancak biz kavga kültürüyle beslenen bir nesil ortaya çıkarmaya çalışıyoruz. Bunu siyasette de, medyada da, sosyal hayatta da, sokakta da yaşıyoruz. Biz kavga edersek, karşımızdakini alt edersek haklı olacağımızı ispat etmiş olacağımızı düşünüyoruz. Halbuki bunu yaparken ‘karşımızdaki artık bizim haklılığımızı kabul mü edecek yoksa bizden uzaklaşacak mı’ sorusunun cevabı elbette ki ‘bizden uzaklaşacak’ olacaktır. Dolayısıyla bu kavga kültürünün ortadan kaldırılması gerekiyor. Bu sistem bu ülkede ne yazık ki yobaz dinciler doğuruyor bu kutbun karşısında yobaz sekülerler doğuruyor. Yobazlık temelde herkesin yaşadığı ve temelde herkesin kendini hunharca savunarak ispat etmeye çalıştığı bir durum ortaya çıkarıyor. Şu temel öğeyi hiçbir zaman gözden kaçırmamak lazım; insanoğlu neye inanırsa inansın, neyi kabullenirse kabullensin bize düşen, o insanla ortak yaşam alanında asgari müştereklerde buluşabilmektir. ‘Peki biz inandığımızın, savunduğumuzun propagandasını nasıl yapacağız’ sorusunun cevabı da şudur; Elbette inandığımız şeyin propagandasını yapacağız. Ancak bunu yaparken evrensel hukuk normları içinde olmak zorundayız. İnandığımız şeyi başkasına kabullendirebilmek için Ortadoğu'da bunu gördük; Müslümanım diye başkalarının kafasını keserek, onları cezalandıran insanları gördük. Dolayısıyla inandığımız şeyleri anlatırken evrensel temel ilkelerden uzaklaşmamamız gerekiyor. Eğer evrensel temel ilkeler içerisinde kalabilirsek biz zaten inandığımız şeye insanları olabildiğince toplayıp, demokratik bir süreç sonunda o inandığımız şeyin de yönetim makamında olmasını sağlayabiliriz, bunu yapmaya çalışmamız gerekiyor.”

“Önümüzdeki ilk seçimde benim kanaatimce 20 yıldır demokrasi sınavını kaybetmiş bir hükümetin karşısında, demokrasi sınavını yeniden verecek olan bir muhalefet var. Muhalefetin de birleştirici dilinin, birleştirici unsurunun güçlülüğüne göre demokrasi sınavını kazanıp kazanamayacağını gözlemlemiş olacağız.”

Hüseyin Baş bu konuda şu çarpıcı ifadeleri kullandı;

“Milletleri 3'e ayırıyorum ben; Bir efendi milletler olacak, iki köle milletler olacak, üç tarihten silinerek köle milletlere entegre olmuş diğer milletler olacaklar. Türkiye bu noktada çok kritik bir eşiğin tam başında diyebiliriz. Biz köle millet mi olacağız, efendi millet mi olacağız? Tercihimizi bugünkü çalışmalarımızla sonuçlandıracağız. Mesela Aysun Kayacı'nın, 'Benim oyumla dağdaki çobanın oyu bir mi' diye meşhur bir sözü vardır. Ben Aysun Kayacı'ya şu noktada katılırım, eğer konu hayvancılık ise dağdaki çobanın oyu Aysun Kayacı'nın oyundan daha kıymetlidir. Yok eğer konu mankenlik ise Aysun Kayacı'nın oyu dağdaki çobanın oyundan daha kıymetlidir. Ama konu hepimizin yönetilmesi ise eşit yurttaşlık bakımında ikisinin de oyu eşittir. Bunu niye söylediğimi şöyle açmak istiyorum; Biz yakın zamanda baroların bölündüğüne şahit olduk. Ben bir hukukçu olarak fikrim alınmadan baroların bölünmesinden rahatsız oldum. Kişilerin ilgi alanı hangi alan ise buralarda oy kullanmasını sağlayabiliriz. Biz çobanlık ile ilgili bir seçim yapacaksak o çobanlara bu seçimi yaptırabiliriz. Bunun başka bir örneği, Tabipler Odası'nın kapatılması konuşuluyor bu ülkede. Tabipler Odası'nın kapatılıp kapatılmamasıyla ilgilenmiyorum çünkü benim konum değil ama Tabipler Odası'nı siyasetin kapatmasıyla ilgilenen biriyim. Siyaset buna karar veremez, vermemeli. Buna sağlıkçılar karar vermeli, çünkü onların uzmanlık alanıdır. Dolayısıyla biz demokrasiyi kendi içimizde ne kadar özümseyebilirsek, seçimleri ne kadar halka indirebilirsek o kadar yaşamış oluruz. Bu neden elzem bir durum? Çünkü geleceğin dünyasında efendiler kölelerine şunu gösterecekler; diyecekler ki, 'Sen bugün yeşil renkli giymelisin' ve biz o yeşil rengi giyip dışarı çıkacağız ve zannedeceğiz ki bunu biz tercih ettik, hayır bunu bize birisi dayattı. Dolayısıyla Türkiye'nin kültürünü, mirasını, maneviyatını, değerlerini, medeniyetini, tarihini yaşayıp yaşatabilmesinin tek yolu da bu tipolojilere bu medeniyeti, bu kültürü aşılayabilme politikasını izleyebilmektir.”

Dikkat!

Yorum yapabilmek için üye girşi yapmanız gerekmektedir. Üye değilseniz hemen üye olun.

Üye Girişi Üye Ol

banner133

banner220