Değerli Basın Mensupları, Kıymetli Vatandaşlarımız,
Bakınız…
Bu gördüğünüz el arabası…
Artık yük taşıyan bir araç değil…
Bu, alın teriyle geçinemeyen bir milletin sırtına yüklenen borcun kendisidir.
Bu dosyalar…
Birer kâğıt parçası değil…
Bunlar, kapılara dayanan bankaların, dağılan yuvaların, sessiz çöküşlerin ihbarnameleridir.
Ve bu kredi kartları…
Artık bir ödeme aracı değil…
Yoksulların, öğrencilerin, dar gelirlinin hayata tutunma çabasının son ipidir.
Değerli Arkadaşlar;
Maalesef Bugün Türkiye’de insanlarımız yaşamıyor… Yalnızca Borçlarını erteleyerek hayatta kalmaya çalışıyor.
Ocak 2026 itibarıyla kredi kartı sayısı bu ülkede 143,4 milyona,
toplam kart sayısı ise (banka kartları vs ile) 464,9 milyona ulaşmıştır.
86 milyonluk bir ülkede…
Her bir vatandaşın cebine neredeyse iki kredi kartı düşüyorsa,
orada refah değil, borç paylaşılmaktadır.
Ve bu tabloyu kimse bireysel tercihlerle açıklayamaz.
Bu, bir insanın değil…
Bu, 24 yıldır “ekonomiyi şahlandırdık” diyen sözüm ona “ben ekonomistim diyenlerin” yani bir sistemin sonucu ve aynı zamanda iflasıdır.
Kıymetli Arkadaşlar
Daha vahimi ise şudur:
2025 yılında
1 milyon 663 bine yakın insan borçları nedeniyle yasal takibe düşmüştür.
Her ay…
170 binden fazla insanın hayatına, evine, ekmeğine çoluğunun çocuğunun rızkına icra kâğıdı girmiştir.
Bugün ise…
4 milyon 143 bin 112 insan borcunu ödeyememektedir.
Bu ne demektir biliyor musunuz? Bu, bu ülkenin milyonlarca insanının artık bankalar tarafından fişlendiği, ekonomik olarak sistem dışına itildiği anlamına gelir.
Ama mesele burada da bitmiyor…
Takipteki alacaklar bir yılda %93 artarak 659 milyar liraya dayanmıştır.
Kredi kartı borçlarındaki batık tutar 73,4 milyar liradan 141,7 milyar liraya çıkmıştır.
Yani tablo açık:
Yoksul borçlanıyor…
yoksul ödeyemiyor…
yoksul icralık oluyor.
Peki aynı süreçte tam karşı tarafta kim kazanıyor? Cevap aynı: Bankalar…
Rakamlarla açıklıyoruz:
2025 yılında 940,2 milyar lira kâr
2026’nın ilk iki ayında 169,4 milyar lira kâr elde etmişler.
Şimdi buradan soruyoruz: Bu düzen kimin düzenidir?
Çünkü bu ülkede artık iki ayrı ekonomi vardır:
• Bir tarafta kredi kartıyla yaşamaya çalışanlar, yoksulluğun kıskacında duranlar
• Diğer tarafta faizden servet büyütenler, halkı yoksullaştırmaktan zengin olanlar
Soruyorum size: Bugün kredi kartını en çok kim kullanıyor?
Zenginler mi? Hayır.
Yoksullar, öğrenciler, dar gelirli vatandaşlar, asgari ücretliler, emekliler yani alın teri ile geçinmeye çalışanlar….
Peki, Bugün yasal takibe kim düşüyor?
Holdingler mi? Hayır.
Asgari ücretli, emekli, geçinemeyen milyonlar.
Ama büyük borçlar söz konusu olduğunda…
Yapılandırmalar, aflar, silinen yükümlülükler nedense hep aynı kesimler için devreye giriyor.
Kimler bunlar: Holdingler, yandaş şirketler, yaptıkları tüm kötülüklere “olur, tamam efendim” diyenler, rüzgâra doğru yürüyenler, “beraber yürüdük biz bu yollarda diyenler”
Yani bu ülkede:
Küçük borçlu cezalandırılıyor,
büyük borçlu korunuyor.
Artık gerçek apaçık ortadadır:
• İnsanlar kredi kartı faizlerini ödeyemiyor
• Borç dosyaları muhtarlıklara, icra dairelerine sığmıyor
• Mahkemelerde dosyalar patlıyor
• Ve evet…
Bu halk borç batağına saplanmış durumdadır
Kıymetli Arkadaşlar:
Ekonomi artık üretimle büyümez hale gelmiş…
POS cihazlarıyla tahsilat yapan bir düzene dönüşmüştür.
İnsanlar çalışarak değil… asgari ödeme yaparak hayatta kalmaktadır.
Bu bir ekonomi değildir.
Bu bir düzen değildir.
Bu, organize bir yoksullaştırma sistemidir ki 24 yıllık iktidarla üzülerek söylüyorum ki bunu da başardılar.
Buradan açık ve net söylüyoruz:
Bu ülkenin insanı bankalara köle değildir.
Bu millet faiz sarmalında, borç batağında yaşamaya mahkûm edilemez.
Gelin Hep beraber:
Faiz politikaları derhal kaldırılmalıdır. Bu ülke faiz ile döndürülemez, faiz sistemine karşıyız. Milli ekonomik modeline geçmeliyiz. Adil bir düzeni kurmalıyız.
Borç yükü adil şekilde vatandaşın ekonomik durumuna gelir düzeyine göre yeniden yapılandırılmalıdır.
Gelir dağılımındaki uçurum ortadan kaldırılmalıdır. Peşkeş sistemi kaldırılmalı, adil bir ekonomik model ile yönetilmelidir.
Üretime dayalı, çağa uygun, bilimsel akılla hareket edilmelidir.
Ve unutulmamalıdır:
Bir ülkede zengin daha zengin, yoksul daha borçlu oluyorsa orada ekonomi değil, adaletsizlik hüküm sürüyordur. Ve biz bu adaletsiz düzeni yıkarak yerine adil bir düzen inşa edeceğiz. Bunu da herkes böyle bilsin.
Unutmasınlar ki biz 50 yıllık bir Millî görüş geleneğinin temsilcileriyiz, kalkarak küllerimizden yeniden doğmayı da biliriz. Bu zulüm sistemine karşı ne sessiz kalacağız ne de boyun eğeceğiz. Bu sistemi hep beraber değiştireceğiz.
Saygılarımla…




