Rüzgârın yani hava akımının arkadan esmesi önündekini sürükleyip ileriye taşıması demektir.
Bu deyim bazan bir siyasetçi, bazan bir sanatçı, bazan bir ses sanatçısını, bazan bir müzik eğitmenini önüne katar uçurur da uçurur.
Yeter ki, yetenek olsun ve zamanlama yerinde olsun.
Mesela Selvi boylum, al yazmalım, filmini rüzgâr önüne almıştır. Oyuncuların yeteneği ve zamanlama bir uyum içerisindeydi.
Yine 2000 lı yılların başında Davut Güloğlunun “Ah Nurcan’ım, Nurcan’ım. Kurbandır sana canım” türküsünün önlenemez bir yükselişe sahip olması. Rüzgârın arkadan esmesine bağlıdır.
Hatta hiç unutmuyorum Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Nejdet Sezer Davut Güloğlu’na neşeli şarkılarından dolayı övgü dolu bir mesaj göndermişti.
İbrahim Tatlıses’in tüm şarkıları meşhur ama “Allah, Allah bu Nasıl Sevda” diye başlayan şarkısı hala daha dillerden düşmüyor.
Hatta büyük bir ortamda vermiş olduğu konseri izledim. Kendisini izleyenlerle düet yaptı tüm izleyenlere “Allah” dedirtti.
Keza siyasette Rüzgârı arkaya almakta çok önemli.
Bunlardan ilki Sayın Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Turgut, Özal, Necmettin Erbakan ve en son örneği Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’dır.
Bu rüzgârı arkasına almak deyimine paralel olarak şu söz de geçerli olur zannediyorum.
“Allah yürü Ya Kulum dedi.”
Evet bu kadar örneği verdikten sonra gelelim bu günlerde rüzgârı arkasına alan Celal Karatüre Bey kardeşimize.
“Kâbe de Hacılar hu der Allah” bu ilahi birçok ilahici kardeşimiz tarafından okunmuştur.
Ancak şimdiye kadar böyle yediden yetmişe herkesin dilinde dolanmadı.
Celal bey kardeşimiz bu ilahiyi Umreden dönen bir arkadaşını karşılarken söylemiş.
Yani, zamanlamayı güzel yapmış. Rüzgârı yakalamıştır.
Celal Karatüre ne bir ilahiyatçı ne bir imam hatiplidir.
Samsun’da yaşayan Romen kökenli bir ailenin çocuğudur.
Gerçekte Romenlerin müzik aşkını hepimiz biliriz. Celal Karatüre de İlahiye kendi yorumunu katarak okumuştur. Mesele bundan ibarettir.
Bu öyle bir Rüzgâr ki engellemek mümkün değil.
Okullarda çocuklar, evde hanımlar, sokakta insanların dilinde bu ilahi dolaşıyor.
Demek ki bu Müslüman Türk Milleti “Allah” demeye bu kadar hasretti de farkında değildi.
Şimdi bu ilahi muhabbetini Laiklik le bağdaştırmak. Şeriat geliyor demek. Veya hemen bir taraf olmaya yorumlayanlara soruyorum.
Herkes yaşadığı şehir ’in en işlek meydanına gitsin.
Şöyle bir baksın. Yemesinden, giymesinden, alışveriş ahlakına kadar bir baksın bakalım. Şeriatın “Ş” si var mı?
Herkesin yaşantısı Avrupai tarz da kimsenin şeriat diye bir derdi yok.
Madem öyle bırakında insanlar hiç değilse Allah demeyi unutmasınlar diyor.
Bu İnsanlara Allah’ı hatırlattığı için Celal Karatüre Bey kardeşimize sevgilerimi sunuyorum. Hayırlı Ramazanlar olsun efendim.




